Benim de evimde tencerem kaynıyor arkadaş...

Neden müstearla yazıyorum... Çünkü eğer “gerçek adımla” yazmaya başlarsam; kendilerini küfürbaz ve hakaret ustası zannedenlerin uykularını kaçırırım…

Ey güzel insanlar…

Evet…

Doğru…

Ve galiba…

Sadece o konuda haklı bazı vicdan narkozitörleri…

Zira…

Yakup Murat” benim gerçek adım değil…

Eğer “müstear” kullanmak ayıp ise…

Yani…

Kendi adımı kullanmak yerine “takma isim” kullanmam “ahlâki” değil ise…

Böylesi bir ahlâksızlığı…

O ahlâk fukarası ahlâk çığırtkanlarının, sahte ahlaklılığına tercih ederim…

*

Ey makul insanlar!..

Biliyor musunuz ki…

Kendi ismimle yazmama fırsat ve imkân verilmedi bu ülkede…

27 yıllık ulusal medya hayatımın 16 yılı işsiz geçti…

Çünkü…

Ne zaman gerçek adımla yazsam, başım dertten kurtulmadı…

En masum yazım için bile “bana hakaret etti” diyerek mahkemelere koştu kimi soytarılar…

Patrona şikâyet etti siyasi egemenler…

Eh…

Savcılar ve yargıçlar da onların yakın dostlarıydı o günlerde…

Yani…

Hepsi FETÖ’cü idi (Yani FETÖ ile mücadele tarihim 3 yıllık değil en az 23 yıllık)…

O günlerde, kuyu cambazlarının bana karşı açıp da kazandıkları davalarda aleyhime karar veren hâkimler ya kaçak yaşıyorlar bugün…

Ya açığa alındılar

Veya…

Hapiste, nemli koğuşlarda birbirlerinin osuruk kokularını çekiyorlar ciğerlerine, temiz hava diye…

*

Benim canım dostlarım…

Biliyorsunuz…

Büyük usta Kierkegaard da hayatı boyunca 17 tane “müstear” kullanmıştı…

Ben daha henüz onbir ya da belki onikincideyim

Ve ben de büyük usta gibi, gerçek beni saklıyorum müstearların arkasında…

Hatta…

Müstearla yazıp, kimi vicdan uyuşturucularına “pusu” kurduğumu bile itiraf edebilirim…

*

Hem bilin isterim ki…

Eğer “gerçek adımla” yazmaya başlarsam; kendilerini küfürbaz ve hakaret ustası zannedenlerin uykularını kaçırırım…

Dört döndürürüm yataklarında…

Ertesi gün haklarında ne yazdığım merakıyla gecelerini kâbusa çeviririm…

Ama onu yapmak istemiyorum…

*

Evet…

Kabul…

Müstearla yazdığım yazılar gerçek beni yansıtmıyor…

O yazıları, özlem duyduğum bir duygusallık ve nezaketle yazıyorum sadece…

Ama…

Gerçekçiliğin peşinden koşarsam eğer…

Ve…

Gerçek adımla yazmaya başlarsam…

Köşe tutmuş zavallı külhanbeylerine pantolonlarını ters giydiririm…

Oysa…

Böylesini daha çok seviyorum…

Müstear kullanarak romantizmin tadını çıkarıyorum…

Barışmayacaklarını bildiğim halde “barışın” çağrısı yapıyorum o dümbüklere

*

Ve…

Gerçek adımla yazarsam yine işsiz kalacağımı biliyorum…

Çünkü…

Gerçek adım, gergin bir çelik gibi fırlatıyor klavyemi haksızlıkların ve ahlâksızlıkların üzerine…

Hem kendime zarar veriyorum o zaman…

Hem de yazdığım kuruma… Yani, patronaja…

*

Çünkü…

Çakallar ve sırtlanlar benim üzerimden masum, iyi niyetli ve gerçek gazetecilik yapmak isteyen patrona vurmaya başlıyorlar bu defa da…

İşte o gün…

Patron beni korumaya kalksa da…

Ben kendim, kendimi kovuyorum…

Zira…

Bende onlar gibi sırtlan vicdanı yok…

Çünkü…

Bende onlar gibi çakal vicdanı da yok…

Nihayet…

Kaybedeceğim mütevazı bir maaş…

Ama…

Benim yüzümden patron, hem kendisinin ve hem de yüzlerce emekçinin geleceğini kaybedecek…

Yani…

Yazabilmek için ben olmaktan vazgeçtiğimi anlayışla karşılayın lütfen…

Benim de evimde tencere kaynıyor…

Sözün özü; beni tahrik etmeyin…

Yakup MURAT

yakupmurat@gazeteciler.com