Alkışlar Prof. Dr. M. Şükrü Hanioğlu için...

Yapımcıların taleplerine göre senaryoları yazanlara bir ders niteliğindeki yazısı nedeniyle Prof. Hanioğlu’nu alkışlıyoruz.

M. Şükrü Hanioğlu’nun dünkü SABAH’ta “Görsel medya, tarih, güncel siyaset” başlığı altında yayımlanan makalesi:
- Halkımıza…
- Halkımızın duygularını sömüren dizi film yapımcılarına…
- Ve o yapımcıların taleplerine göre senaryoları yazanlara bir ders niteliğinde…

Üst düzey akademisyen ahlâkıyla
Prof. Hanioğlu’nu alkışlıyoruz.



GÖRSEL MEDYA, TARİH, GÜNCEL SİYASET
M. ŞÜKRÜ HANİOĞLU

Tarihî dizilerin geçmişi günümüzden hareketle inşa ederek, yarattıkları söylemin güncel sorunları çözebileceği mesajını vermeleri fazlasıyla sorunludur

Türkiye, resmî tarihin neolitik çağdan yaşanılan gerçekliğe ulaşan zaman dilimindeki her gelişme hakkında "tartışılmaz" yorumunun bulunduğu günlerden, bu alandaki inşa faaliyetinin nisbî özgürlük kazandığı süreçlere ulaşırken kavrama yaklaşımını da ciddî biçimde değiştirmiştir.

Söz konusu dönüşüm çerçevesinde Erken Cumhuriyet'in "tekil," yasakçı ve "gerçeklik arkeolojisi" temelli yaklaşımı yerini değişik biçimlerde inşa edilen "tarihler"in varlığının kabûlüne bırakırken, belge fetişizmi de ağırlığını kaybetmiştir. Bunda önce göreceli demokratikleşme, sonrasında ise tarihin bilgisayar oyunlarında dilenildiğince pazarlık ve inşa edildiği post-modern gerçekliğin önemli rol oynadığı ortadadır.

Bu olumlu gelişmeye karşılık uzun süre resmî tarihin "yasak" ve "tabu"ları altında yaşamanın önemli bir maliyeti olmuştur. Bu ise "alternatif tarihler"in radikal karakter kazanmasıdır.

Uzun süre yasaklanan, tartışmaya kapalı tutulan alanları değerlendiren bu "tarihler" "sıfırdan yeniden inşa" yaklaşımını benimseyerek "revizyonizm"in bir hayli ötesine geçmişlerdir. Bu ise değişik tarihler arasında "gri alanlar"ın tartışılması yerine kıyasıya "siyah-beyaz" mücadelelerinin yapıldığı bir ortam yaratmıştır. Sorun "alternatif tarihler"in mevcudiyeti değildir, resmî tarih savunucularının iddialarının tersine, onların varlığı demokratikleşmenin derecesini ortaya koyan bir göstergedir. Mesele değişik siyasal eğilimlere ait tarihlerin "tartışmaya kapalı" ve çatışmacı karakter kazanmasıdır.

Görsel medya

Bu gelişmenin önemli etkilerinden birisi de tarihe bir "gerçeklik arkeolojisi" ve "bilimsel gerçekliğin dile getirilmesi" olarak yaklaşmayı sürdüren toplumdaki ilginin artışı olmuştur. Doğan talep, kitap ve popüler dergi benzeri geleneksel ürünlerin yanı sıra görsel medyanın da "diziler" aracılığı ile "tarih inşa faaliyeti"ne katılmasına neden olmuştur.

Tarihe yaklaşım alanında toplumda mevcut eğilimleri yansıtan bu dizilerin diğer yorumları dışlayıcı, "siyah-beyaz," "iyiler-kötüler," "kahramanlar-düşmanlar" temelli yaklaşımları benimsemeleri ise rafinelikten bütünüyle uzak, "kaba" mesajlar veren bir inşa faaliyetinin şekillenmesine neden olmuştur.

Bu dizilerin tarihî kimlikleri doğrudan kullanımı, örneğin kahraman olarak IV. Selim benzeri "hayalî bir sultan" yerine II. Abdülhamid gibi siyasetleri değişik "tarihler" tarafından "ak-kara" kutuplarında kavramsallaştırılan şahsiyetleri seçmeleri önemli sorunları beraberinde getirmektedir.

Tarihçiler genellikle bu dizilerdeki teknik sorunlara dikkat çekmektedir. Bunlara işaret edilmesi, olgusal gerçekliklerin doğru biçimde kitlelere aktarımının sağlanması şüphesiz önemlidir. Örneğin, güncel bir dizide görülen II. Abdülhamid'in mehter takımı ile karşılanması benzeri dikkatsizlik ve onun yabancı temsilcileri "tokatlaması" gibi anlamsızlıkların düzeltilmesi sunulan ürünün kalitesini artıracaktır.

Bu tür hatalar Türkiye'de hazırlanan tarih dizilerine özgü değildir. Örneğin, çok sayıda tarihçinin danışmanlığından yararlanan The Tudors dizisinde dahi VIII. Henry'nin kız kardeşi Margaret'in İskoçya Kralı yerine Portekiz Kralı ile evlendirilmesi, daha da vahimi kralın boşanmasına Papa VII. Clement yerine halefi III. Paul'un karşı çıkması benzeri hatalar yapılmıştır. Tarihçilerin bu tür yanlışlıklara dikkat çekmesi, yapımcıların da onların asgarîye indirilmesi konusunda elden gelen gayreti göstermesi anlamlıdır.

Rol modelleri

Ancak artan bir ivme ile gösterime giren söz konusu dizilerin beraberinde getirdiği daha ciddî bir sorun bulunmaktadır. Tarihin bir "şuur yaratma ve aşılama" aracı olarak görülmesi geleneğinin neticesi olarak abartılı anlatımları tercih eden bu diziler, hamasî söylemlerinin yanı sıra geçmişe ait gelişmelerin "güncel siyaset" üzerinden yeniden inşa edildiği, liderlerin ise günümüz kişilikleri üzerinden yaratıldığı kurgulamalara sahiptir.

Bunun ise tarihin araçsallaştırılması ötesinde sorunlar taşıdığı ortadadır. Günümüz liderlik ve siyasetlerinin tarihî aktörler üzerinden ve onların kahramanlaştırılması aracılığıyla yüceltilmesi ve meşrulaştırılmasının, meselelerimizi mevcut olmayan bağlamlar çerçevesinde tartışmamıza neden olacağı açıktır. Yukarıda verdiğimiz örnekten yola çıkacak olursak, Türkiye'nin günümüzde değişik Batı ülkeleri ile yaşadığı sorunları II. Abdülhamid üzerinden açıklamaya çalışmak, "çok uluslu imparatorluk" ve "ulus-devlet" gibi son derece farklı iki bağlam ve "Belle Époque" ve "post-modernlik" benzeri ortak noktaları fazlasıyla sınırlı iki dönemin etkilerini bütünüyle göz ardı etme anlamına gelmektedir.

Bunun yanı sıra, son dönemlerde ivme kazanan "alternatif tarihî rol modelleri" yaratma girişimi de günümüz siyasetine uzun bir sürede yaşanan önemli değişimler olmamışçasına yaklaşılabileceğini varsaymaktadır.

II. Abdülhamid'in kişilik ve siyasetleri hakkında onu gerçeğe aykırı suçlamalarla hal'ederek sürgüne gönderen İttihatçılar ile Erken Cumhuriyet tarafından yapılan değerlendirmelerin tarihî gerçeklikle uyuşmadığı ortadadır. Bunların tashihi, II. Abdülhamid'in bir lider olarak objektif kıstaslarla tarihselleştirilmesi şüphesiz gerekli ve anlamlıdır, ki bu da yapılmaktadır.

Buna karşılık günümüz için II. Abdülhamid'in bir "rol modeli," rejiminin ise "numûne-i emsâl" olarak alınması ciddî sorunları beraberinde getirir.

On dokuzuncu asır sonu siyaset anlayışının günümüze uyarlanmasında görülecek doğal güçlüklerin yanı sıra, II. Abdülhamid rejiminin içinde geliştiği dünya için de "olağan" olmadığının unutulmaması gereklidir.

Siyasetin tekel altına alındığı, güçler dengesi, denetim ve bürokratik hiyerarşinin ortadan kalktığı, devletin re'sen sâdır olan irade-i seniyelerle yönetildiği, idarede "sadakat"in ölçüt olarak "liyakat"in önüne geçtiği, basının ne "yazamayacağının" değil ne "yazacağının" da yukarıdan aşağıya belirlendiği bir rejimin günümüz Türkiye'si için "numûne-i emsâl" olması mümkün değildir.

Bu, II. Abdülhamid'in dış siyaset dengelerini yürütmek, imparatorluğun Müslüman unsurlarını yükselen milliyetçiliklere karşılık bir arada tutacak yeni siyasetler hayata geçirmek ve üçte ikisi modern tarihte daha önce yaşanmamış kapsamdaki bir küresel fiyat deflasyonu ile çakışan iktidar döneminde ekonomiyi, ağır borç yüküne karşın geliştirmek benzeri alanlarda bir lider olarak önemli başarılara imza atmadığı anlamına gelmez.

Buna karşılık televizyon dizilerinin, bu başarılardan hareketle, çoktan anakronizm haline gelmiş bir "rejim"in günümüz sorunlarına çare olacağını kurgulaması, on dokuzuncu asır sonunda "varolan" mehter takımından çok daha vahim bir sorunu yansıtır.