Alkışlar İsmail Kılıçarslan için...

Yeni Şafak’taki “Mehmet Görmez’e açık mektup” başlıklı yazısı nedeniyle İsmail Kılıçarslan'ı alkışlıyoruz...

İsmail Kılıçarslan’ı bugünkü Yeni Şafak’ta “Mehmet Görmez’e açık mektup” başlığı altında yayımlanan makalesiyle “Günün Köşe Yazarı” seçecektik ama…

Düşündük de…

Aslında yazı “alkışı hak eden” ölçeklere daha çok uyuyordu…

Zira yazıda hemen herkesin okuması gereken cümleler, tavsiyeler, eleştiriler, destekler ve ironiler vardı…

Hem bazı cemaat ve tarikatların övgüsünü alacaktı…

Hem de bazılarının hücumuna uğrayacaktı…

Bu arada…

Yazıyı okuyan sekülerler ve ateistler ise içeriğine katılmasalar bile yazarın vicdanını alkışlayacaklardı…

Hâsılı…

Dindar ya da seküler…

Veya…

Uhrevi ya da dünyevi herkes yazıda bazı değerler bulup alkışlayacak veya öfkelenecekti…

Bizim için ise bir yazarın alkışı hak edebilmesi için herkes tarafından sevilmesi ya da herkesi nefret ettirmesi değil; aynı kesimler tarafından bile aynı anda takdir veya tekdir edilmesiydi…

İsmail Kılıçarslan işte bunu başardığı için hak etti alkışı……

MEHMET GÖRMEZ’E AÇIK MEKTUP
İsmail KILIÇARSLAN / Yeni Şafak / 19.11.2016 Cumartesi

Saygıdeğer hocam, Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.

Aslında bu kardeşiniz bu açık mektubu size geride bıraktığımız salı günü ulaştırmak niyetinde idi. Ancak o gün gündemin ibresi adaşınız Mehmet Bozdağ'a dönünce, biraz da acil koduyla o günü Diriliş Ertuğrul'a ayırdım. Demek nasip bugüne imiş…

Birazdan bahis açacağım meselelerde, benden, başkalarından, hatta Türkiye'deki hemen herkesten daha dertli olduğunuzu 'yakin' olarak biliyorum. O yüzden bu mektubun amacı, çalışma ve gayretlerinizde bir eksiklik olduğu izharı değil, bu meselelerde elinizi rahatlatma arzusudur. Öncelikle bu hususun sarahaten bilinmesini arzu ediyorum.

Kıymetli hocam,

Malumunuz, sizin de büyük bir sorumluluk aldığınız 15 Temmuz gecesinin, yani millet olarak başımızdan def ettiğimiz 'darbe girişimi' belasının ardından kamuoyunda 'cemaatler-tarikatlar' tartışması hatırı sayılır bir gündem maddesi haline geldi. Bileninin, hatta daha vahimi, bilmeyeninin söz aldığı bu tartışmada iş 'bu cemaatlerin ve tarikatların niyeti kötü' noktasına kadar geldi. Kuruyla yaşı birbirinden ayırt etmekte zorlanıyoruz artık. Kuruyla yaşı birbirinden ayırt edemezsek yaşlar kurulara kurban gidecek Allah göstermesin.

'Dinî temsil' bakımından Türkiye'nin en yetkili ismi olarak sizin bu konuda son derece kilit bir rol oynamanız gerektiğini izaha bilmem lüzum var mı? Hocam lütfen her vesileyle, bulabileceğiniz her kanalla topluma 'cemaat ve tarikatlar' meselesindeki gerçekleri anlatınız. 'Hangi cemaat ya da tarikatlar sahih, doğru, hakikat yolunun temsilcisi; hangileri değil?' sorusunun en yetkili ağızdan cevaplarını duymak, emin olun toplumda biriken endişelerin ortadan kalkmasına büyük katkı sağlayacaktır. Endişe etmeyin hocam. Kamuoyu sizin 'hangi cemaat ve tarikatların FETÖ olma ihtimali var, hangilerinin yok?' başlığında yapacağınız açıklamaları dikkatle takip edecek, her zamanki gibi kabullenecektir.

Haddimi aşıyorsam beni mazur görün; lakin bu aşamada alacağınız aktif sorumluluk 'Türkiye'deki dini hayatın sıhhatli geleceği' bakımından büyük önemdedir.

Değerli hocam,

Sizin de endişe içerisinde takip ettiğinizi bildiğim bir kavgadan da bahis açmak isterim. 'Ehl-i Sünnetin kalesi' cephesi ile 'Kur'an Müslümanları cephesi' sonu gelmez bir kavgaya tutuşmuş görünüyorlar. Kalp kırmalar, lanetleşmeler, hatta tekfir etmeler havada uçuşuyor. Esasen, İslam tarihi boyunca süregelen bir mücadelenin 'modern aygıtlarla yürütülen yeni bir safhası'ndan başka bir şey değil yaşanılan süreç.

Bu hususta sizin 'Türkiye'nin sakin gücü' olarak tarafları sürekli itidale, kardeşliğe, sükûnete davet ettiğinizi biliyorum. Ancak bunu lütfen daha sık ve kamuoyunun da haberdar olacağı şekilde yapın. Bu satırları 'taraf ayırmadan konuştuğum' için dahi beni linç edecek bir dünya insan olduğunun bilinci ve çaresizliği ile yazıyorum. Bu kavganın 'daha çirkin sosyolojik sonuçlara yol açmadan' sonlanması elzem. Yine İslam tarihi, bu tür kavgaların acıklı sonuçları ile dolu. En azından şu hususun gençlerimiz tarafından bilinmesi şart: İki tarafın da 'Allah'ın rızasından başkasını gözetmiyoruz' diyerek giriştiği kavgaların sonunda en az tecelli eden hususiyet 'Allah'ın rızası' olagelmiştir.

Şahsınızın bu konuda atacağı her adım 'hayatiyet' arz ediyor bana kalırsa.

Aziz hocam,

Malumunuzdur. Adına ne yazık ki 'İslami' denilen bir takım radyo ve televizyonlarda okunmuş sudan her derdi hemencecik çözen bir takım sırlı dualara, neredeyse namazı da sizin yerinize kılan seccadelerden ipe sapa gelmez bir takım performans artırıcılara kadar bin çeşit 'rezillik' pazarlanıyor. Burada söz konusu olan, muazzez Türk halkının dini duygularını sömürerek semirme meselesidir. Üstelik bu radyo ve televizyonların içeriğinde açıkça 'Allah'ın indirdiği dine aykırı' yayınlar da yapılıyor.

Bu hususta Diyanet İşleri Başkanı olarak çok daha aktif bir rol oynayıp, affınıza sığınarak söylüyorum, bu gerzek ötesi gerzek yapıları hayatımızdan çıkarma hususunda bir adım atmanızı bekliyorum. Büyük, hem de çok büyük zararlar veriyorlar muazzez Türk halkına. SMS karşılığı dua edildiğini gördü hocam bu gözler. Bazı amatör mehdiciklerin imza attığı rezilliklerden bahis açmak dahi istemiyorum.

Ezcümle, bilesiniz ki kıymetli hocam, bu ve benzeri hususlarda atacağınız her adımda, alacağınız her sorumlulukta ben ve benimle aynı dertleri paylaştığına emin olduğum milyonlarca insan hemen yanı başınızda hizalanacak, size elinden gelen her desteği verecektir.

Ne diyordu İsmail Kılıçarslan: 'Hocam normalde buraya eğlenceli cümleler uyduruyorum, lakin size hitaben yazılmış bir mektubun sonuna böyle bir şey yapamadım. Hiç olmazsa şu kadarını söylememe müsaade edin: Cübbeniz çok tarz, yıkılıyo bildiğiniz; nereden aldınız? Ben de sipariş etmek istiyorum da…'