Abdurrahman Dilipak'tan mültecilerle ilgili kritik uyardı!

Akit yazarı Abdurrahman Dilipak, son günlerde mültecilerle ilgili yaşanan olaylar üzerinden bu sorunların çözümü için önerilerde bulundu.

Dilipak, elinde kimliği bile bulunmayan Suriyeli mültecilerin şehirlerde kümeleşmesinin bugün bir asayiş sorunu iken yarın mafyalaşmaya ve çatışmaya dönüşebileceğine dikkat çekti. 

Krizin çözüm odaklı yönetilmesi gerektiğini vurgulayan Dilipak, "Göçmenlerin eline plastik, barkotlu bir kimlik vermemiz gerekiyor ve bunların barınma-çalışma bölgelerinin Geocode edilmesi gerekiyor. Bir istihdam politikamız olmalı. Suriye Milli takımının antrenörü elinde çorba tası ile yemek kuyruğuna girmemeli. " ifadelerini kullandı. 

İŞTE DİLİPAK'IN O YAZISI

Krizin cin’i kendini yönetene hizmet eder. Son günlerde yaşananlar bu anlamda üzerinde ciddi olarak düşünmemiz gereken hassas bir konu. Aslında geç kalınan, şimdi de acele edilen bir konudan söz ediyoruz.

Elinde geçerli kimliği bile olmayan insanların büyük şehirlerin sokaklarında kümelendikleri bir durum elbette kabul edilemez. Bu Türkiye için bir asayiş sorununa da dönüşür, yarın Suriyeliler arasında mafyalaşma, ideolojik politik istismar ve çatışmaya da dönüşebilir..

Burada mültecilerden, mülteci derneklerinden kaynaklanan sorunlar da var, yönetimden kaynaklanan sorunlar da var elbette. Uluslararası örgütlerden, muhalefetten kaynaklanan sorunlar da var.. 

Kötülerin varlığı, daha doğrusu Şeytanın varlığı günah işlememizin bahanesi değildir ve olamaz.. Sonuçta hepimiz sorumluyuz ve birlikte cevap bulmamız gerekiyor.

Göçmenlerin tek sorunu barınma ve iaşe değil. Sağlık sorunları da var, çocukların eğitim sorunu da. Güvenlikleri de ayrı bir sorun. Parçalanmış aileler ayrı bir sorun. Kolay bir çözümü de yok.

İstanbul Valisi bu konuda duyarlı ve gayretli bir isim ama tek başına onun işin altından kalkabileceğini sanmıyorum.

Hatay’dan bu konularla ilgili bir arkadaşla konuşuyorum, “İstanbul’dan gelecekler zaten burada tutunamayan, yer bulamayanlar, geri döndüklerinde buradaki demografik yapı zaten altüst oldu, bu yükü daha fazla taşıyacak durumumuz” yok diyor.

Sınırdışı etmek de çözüm değil. İdlib’te zeytin ağaçlarının dibinde derme çatma barakaların dibinde hayata tutunmaya çalışan 3 milyon insan var. Suriye içinde güvenli bölge oluşturulamadı. Rejim İdlib’i kaybetmek istemiyor. Sınırın öbür tarafına bıraktığımız insanların ailesi burada ise o bir yolunu bulup geri gelecek. Ya sınırda vurulacak, ya yakalanacak, ya da İdlib’de rejimin açık hedefi haline gelecek. Orada bu insanların neyi beklediğini bilmiyoruz. Buradan çıkacak olsa PYD, DAEŞ, rejim güçlerinin eline düşebilir.. Ya da bir şekilde geri dönecek.

Göçmenlerin eline plastik, barkotlu bir kimlik vermemiz gerekiyor ve bunların barınma-çalışma bölgelerinin Geocode edilmesi gerekiyor. Bir istihdam politikamız olmalı. Suriye Milli takımının antrenörü elinde çorba tası ile yemek kuyruğuna girmemeli. Sivil anlamda bir yeşil hat, idari anlamda bir kırmızı hat oluşturmak çok zor değil.

Kesinlikle mazlumlarla kriminal tipler ve kriptoların ayrılması ve birilerinin mutlaka sınırdışı edilmesi, bazılarının tutuklanması ve yargılanıp cezalandırılması gerekir.

Mesela, büyükşehirlerdeki şu mülteci görüntüsü verilen dilencilerden niye kurtulamıyoruz? Ellerinde “açız” yazılı kağıtlarla dilenenler kim? Gerçekten açsalar niye sahip çıkmıyoruz, değilse neden bu kadar rahat dolaşabiliyorlar!

Yani, bizden kaynaklanan sorunlar da var.  Bu işi sadece polisiye tedbirlerle çözemeyiz. Tek başına merkezi yönetime de yıkamayız bu işi. Sınır bölgelerindeki yöneticiler de tek başına çözemezler. Media, STK, yerel yönetimler, üniversiteler hepimiz el ele vermeliyiz.

Belli yaş, eğitim seviyesinde insanlar emek yoğun, katma değer üretecek alanlarda istihdam edilebilir.. Zaten ekonomik kriz döneminde ucuz işgücü de oluşturuyor bunlar, sermayesi olanlar burada yatırım da yapıyor ve ciddi bir pazar durumundadırlar. Yarın bunlar gerçekten topluca gidecek olurlarsa göçmen yoğun bölgelerde ciddi anlamda iktisadi kriz yaşanır. Avrupa’daki Türklerle ilgili olarak düşünün bu konuyu..

Birbirimizi suçlamak yerine çözüm üretmemiz gerek. Krizleri nasıl fırsata, verimli işbirliklerine dönüştürebiliriz onun yolunu bulmamız gerek.