• İstanbul 15°
  • İzmir 20°
  • Ankara 21°

RÖPORTAJ

  • Giriş Tarihi : 03-05-2009 15:08
  • |
  • Güncelleme : 03-05-2009 15:08

Fatih Altaylı'yı eşi Hande Altaylı anlattı!

Fatih Altaylı'yı eşi Hande Altaylı anlattı!
Haber
"Beni hiç değiştirmeye çalışmıyor, çok şanslıyım" diyen Hande Altaylı eşi Fatih Altaylı'yı Habertürk'e anlattı!

MEMUR HABERLERİNİN YENİ ADRESİ...

Fatih Altaylı'nın dobralığı aile bütçesine nasıl yansıyor, çok tazminat ödüyorlar mı? Yazarlık ideali hep var mıydı? Fatih Altaylı nasıl bir eş işte Hande Altaylı hepsini ve daha fazlasını Habertürk'ten Kutlu Esendemir'e anlattı...

Yazarlık ideali hayatınızda hep var mıydı?
Bir ideal olarak değil bir fikir ya da istek olarak olarak vardı. Okumaya meraklı herkesin içinde olduğu kadar..

Eşinizin Fatih Altaylı olması nedeniyle ilk kitabınızın yarattığı şaşkınlık, sizin için yadırgatıcı bir durum muydu, yoksa buna hazırlıklı mıydınız?
Gelebilecek tüm tepkilere hazırlıklıydım. Doğrusu daha sert bir önyargı duvarı bekliyordum, daha çok burun kıvıracak insan olur sanıyordum.
Öyle olmadı mı?
Düşündüğüm kadar değil. Ben bir okur olarak birinin karısı ya da kocası "Kitap yazdım" diye ortaya çıksa sinir olurdum. Kendim böyle düşünürken başkalarını
önyargılarından dolayı suçlayamam.
Lafını esirgememek bu devirde bir maraz olabilir mi?
Lafını esirgememenin maraz olmadığı bir devir oldu mu? Bu zamana mahsus bir şey değil bu.
Fatih Altaylı'nın sözünü esirgememesi aile bütçesine nasıl yansıyor? Çok tazminat ödüyor musunuz?
Para konularını konuşmayız ama ödediğini sanmıyorum, pek mahkum olmuyor. Ödedi diye ona kızacak halim yok, kendi parası.
Söylemek istediğiniz bir şeyi dile getiremediğinizde ne hissedersiniz?
Kendimi yerim. Neden yazıyorum sanıyorsunuz? Bazen, bazı şeyleri söylemek istediğimizi biz bile bilmiyoruz. Yazmak bu yüzden iyi; satırları siz yazıyorsunuz, satır aralarını bilinçaltınız...
Aşktan mı, yoksa ölümden mi korkuyorsunuz?
Ölümden korkarım ama kendi ölümümden değil, sevdiklerimin ölümünden.
Nasıl bir aileden geliyorsunuz?
Eğitimle bozmuş bir aileden. Bizimkiler Edremit'te yaşıyor, ben de orada doğdum ama orada büyümeme pek fırsat vermediler. Galatasaray Lisesi'nde yatılı okudum. Babam avukat, annem ev kadını. Anaerkil bir aile düzenimiz
vardı. Babam dünyanın en yumuşak insanıdır, evde bütün gün Fransızca şiirler okuyarak gezer, annem fenalık geçirir. Ablam da babama uyar, birlikte şiir okurlar.
BENİ HİÇ DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞMIYOR, ŞANSLIYIM
Sizin marazınız nerede başlar ve nerede biter?
Benim marazım yatılı okulda başlar herhalde. Ama nerede biter bilmiyorum.
Yatılı okuyanlar ne tür yaralar taşır?
Yatılı okuldan hiçbir ruhun tamamen sağ çıkabileceğini sanmıyorum. İlla ki kalbinizin bazı yerleri enfaktüs geçirip ölür. Mesala benim özlem duygum yoktur, aidiyet hissim zayıftır.
Erken yaşta evlenmişsiniz. Evlilik size ne ifade ediyor?
Benim şansım, beni hiç değiştirmeye çalışmayan biriyle evli olmam. Kötü yanlarımı bile matah bir şeymiş gibi anlatır Fatih. Evliliğin insan zekasının en iyi ürünü olduğunu düşünmüyorum, ama işlevsel bir çözüm.
En büyük defonuz nedir size göre?
Dengesizlik ve tembellik.
En iyi özelliğiniz?
Haddini bilmek.
Kimlerle rekabet edeceğinizi biliyor musunuz? Yoksa, "Hepsini sallar ortalığı yıkarım" mı diyorsunuz?
Öyle bir şey demiyorum. Benden daha çok sattı diye kimseyi kıskanmam. Benden daha iyi bir kitap yazanları da kıskanmam. Ama bazen bir şey okurum ve bilirim ki asla öyle iyi bir şey yazamam. Yanından bile geçemem. O zaman çok üzülebiliyorum
İlk kitabınız 100 binin üzerinde sattı. Eleştirmenlerden iyi not almak mı daha önemli, çok satmak mı?
"Kitabımın satması önemli değil" demek ne kadar inandırıcılıktan uzaksa,
"Eleştirmenlerin ne dediği umurumda değil" demek de o kadar gerçek dışı. Kitabınız çocuğunuz gibi bir şey; kim kötü bir şey söylese incinirsiniz
EKİP ÇALIŞMASINDAN NEFRET EDERİM
İlk romanınız 'Aşka Şeytan Karışır'ın çok satması üzerinizde baskı oluşturdu mu?
Oldu. O baskı geçene kadar uzun müddet yazamadım. O yüzden 'Maraz'ın gelişi üç seneyi buldu. Kaygısız bir şekilde yazabileceğimi hissedene kadar
durdum. Bir daha yazamayacağımı düşündüğüm zamanlar bile oldu. "Tamam işte, tek kitaplık bir yazarım ben" diye kendimi yedim.
Reklam yazarlığından geliyorsunuz. Sipariş üzerine yazmak mı, sadece size ait bir dünyada roman yazmak mı heyecan verici?
Reklam yazarlığı şahane bir iştir ama ekip çalışması gerektirir. Ben ekip çalışmalarından nefret ederim. Roman yazmaksa ayrı bir şey. Bu dünyayla yetinmek zorunda değilsiniz, yenisini kurabilirsiniz, sonra bir tane daha, bir tane daha...
KİTAP BİTTİĞİNDE KENDİMİ CEHENNEMDEN ÇIKMIŞ GİBİ HİSSETTİM
İkinci kitabın sizin için anlamı ne?
Fransız bir yayıncı bana "İkinci roman cehennemdir" dedi ve galiba haklıydı. Çünkü kitap bittiğinde kendimi cehennemden çıkmış gibi hissettim gerçekten.
'Maraz'la ilgili iddianız var mı?
Var. Gittikçe daha iyi yazmayı umuyorum.
Nasıl yazar, nasıl çalışırsınız? Günlerce dalıp gittiğiniz ve üstünüzü başınızı
değiştirmediğiniz olur mu?

Evden çıkmam, surat asarım, boş bakarım, telefonları açmam ve bu arkadaşlarımı sinir eder. Aynı eşofmanla günlerce gezerim. O halimi görseniz, dünya çapında bir başyapıt çıkaracağımı falan sanırsınız...
Bir gününüz nasıl geçer?
Yazarken her günüm birbirine benzer, yazmadığım zaman hiçbir günüm birbirine benzemez.
Eşiniz, Türkiye'nin çok okunan ve etkili yazarlarından. Kendisini bu anlamda kıskandığınız ya da eleştirdiğiniz olur mu?
Niye kıskanayım ki? Onun başarısı beni mutlu eder. Elbette eleştiririm.
Eşinizin çalışma temposu yoğun. Siz de yazarsınız. Delirme noktasına geliyor musunuz?
Fatih, böyle şeyleri eve yansıtmaz. Ben yansıtırım. Yazdığım dönemde çekilmez bir insan olurum, o da benden uzak durur. Habertürk ilk çıktığında bu
durum beni utandırdı biraz. Sıfırdan koskoca bir gazete çıkıyor, adamcağız perişan, ama eve gelip normal davranmaya devam ediyor. Karısıysa "Kitap
yazıyorum" diye ortalıkta terör estiriyor. Ayıp tabii ama insanın elinde olan bir şey değil işte.
Kitabın adı neden 'Maraz'?
Biliyorsunuz, maraz hastalık demek. Ama bunun yanında huysuzluğa, geçimsizliğe, ruhsal sıkıntılara dair güçlü çağrışımlar yapıyor. Kitaptaki karakterlere baktığınızda hepsi aslında çok sıradan insanlar ve hepsinin sıradan insanlara ait bozuklukları var. Hepimizde olan ya da hepimizin maruz kaldığı marazlar...
Kitapta karakterleri "yıllarca ağır küpeleri taşımaktan kulağı sarkmış bir kadın", "tırnaklarını yemekten adeta dolama olmuş bir kardeş" diye anlatıyorsunuz.
İnsanlara bakarken bu kadar çıplak ve aktarırken bu kadar sert misiniz?

Sert olduğumu düşünmüyorum, sadece gerçekleri yumuşatmaktan hoşlanmıyorum. Bunları herkes görür, herkesin gözü takılır. Bazıları başını çevirir, bazıları da gözünü alamaz. Ben gözünü alamayanlardanım.
Kendinizi ifade ederken de bu kadar açık mısınız?
Garip bir şekilde, sadece yazarken bu kadar açığım, parmaklarım yalan söylemeyi bilmiyor galiba. Onun dışında, kendimle ilgili şeyleri anlatmayı sevmem. Paylaşmaya da hiç meraklı değilimdir.
'Maraz'ın başlangıcında bir cenaze töreni: 35 yaşında trafik kazasına kurban giden Cenk ve eski sevgilisi Aslı… Ve finalde bir başka cenaze töreni. Nedir üzerine kafa yorduğunuz bu ölüm duygusu?
Hayatta ölümden daha gerçek olan hiçbir şey yok. Bu yüzden de onun üzerine yazmakta bir tuhaflık görmüyorum.
Neşet Ertaş'tan Leonard Cohen'e pek çok müzisyenin eserlerini anıyorsunuz kitapta...
Çok iyi bir müzik dinleyicisi sayılmam, kitaplara olan merakımın yarısı bile değildir müziğe merakım. Ama Aslı için çok önemli müzik. O, anları
melodileriyle birlikte hatırlayan ve kafasına öyle kazıyan biri.
BÜYÜMENİN EN ACIKLI TARAFI BU İŞTE
Kadınlar aldatma ve aldatılmayı neden erkeklerden daha yoğun sorgular?
Öyle olduğunu sanmıyorum. Aldatılan erkeklere bakarsanız, bunu nasıl sorguladıklarını görürsünüz. Bıçakla, tabancayla falan sorguluyorlar. Kadınlarınsa sadece bitip tükenmeyen kelimeleri var.
Kitabınızın aldatılan karakteri Aslı uzun eşek oynamayı tercih ederken, erkek kahramanlarınızdan Devrim, "Ben seksi, uzun eşeğe tercih ederim" diyor. Sorum bunların dışında: İnsan oyundan ne zaman uzaklaşır?
Büyümenin en acıklı tarafı da bu işte: Hayat giderek daha az eğlenceli hale gelir. Mesela küçükken evden çıkıp arkadaşlarıma doğru koşarken hissettiğim mutluluğu çok net hatırlıyorum ve bu yüreğimi burkuyor. Anneniz sizi kapıdan
sokar, siz bacadan çıkarsınız. 10 dakika daha sokakta kalabilmek için iki saat pazarlık edersiniz... Sonra bir ara, bir yerlerde kaybolur o sevinç ve her şey yavanlaşır. Köfte-patates dünyanın en güzel yemeği olmaktan çıkar. Damak
zevkinizin geliştiğini düşünürsünüz, ama hayatın tadının kaçtığını fark etmezsiniz.
Bildiğim kadarıyla sigarayı bırakmıştınız, ama kitaptan buram buram nikotin kokusu yükseliyor.
Kitabı, sigarayı bıraktığım dönemde yazmış olmanın etkisi. Öyle kolay değil sigarayı bırakmak. Süründüğünüz bir dönem oluyor, işte o dönemde de yazmak bana iyi geldi. Kendi yaralarınızı yalamaya benziyor bazen... İyileştiriyor.
KÖKSÜZ İNSANLARIMIZ VAR
"İyi insanların vicdanlarını rahatlatmak için yapmayacakları şey yoktur. Sırf başkaları onların iyi olduğunu düşünsün diye analarını bile satarlar" diyorsunuz. Bu iki yüzlülüğü nasıl açıklıyorsunuz?
Toplum baskısının insanları insanlıktan çıkarmasıyla açıklıyorum. Kendimizi topluma beğendirmek için kendimize karşı mahçup olabilmeyi içimize sindirebilmekle açıklayabiliyorum.
"Köylülerin bilgeliğine sahip değiller ama köylüler. Kasabalı saygısından yoksunlar ama kasabalılar. Şehrin sahibi gibiler ama şehirliye benzemiyorlar." Kitabınızın önemli karakterlerinden Burcu'nun eşinin ailesini anlatırken böyle söylüyorsunuz...
Sosyolog değilim, ama bana öyle geliyor ki, eskiden insanlar bir yere aitti ve en azından ait oldukları coğrafyaya ait bilgiye sahiplerdi. Köylerinin, kasabalarının, şehirlerinin izlerini, kültürünü, ahlağını taşırlardı. Göç ettiler ve
özlemleriyle arabeski yarattılar. Onların çocuklarının ise özleyecek bir şeyi yoktu, köklerini unuttular ama bir şekilde de tutundular. Artık bir grup köksüz insanımız var. Parası olan, parası sayesinde onay gören ve bilgiyi hor gören... Kınamak için söylemiyorum. Bu toplumun yarattığı insanlar hepsi. Görmezden gelemeyiz, küçümseyerek de bir yere varamayız.
BOK GİBİ ŞİİR OKUYACAĞIMA…
Ahmet Hakan, Ahmet Güntan'ın Kitaplık dergisinde bok üzerine bir şiir yazmasını yerden yere vurdu, Yapı Kedi Yayınları'nı göreve çağırdı. Bir yazar olarak bu tartışmaya ne dersiniz?
Bok gibi bir şiir okuyacağıma bok üstüne bir şiir okumayı tercih ederim. Bu da bir klişedir aslında. Sevmedim o tartışmayı, yapay geldi bana. Bunlar çok konuşulmuş şeyler. Tezler belli, antitezler belli, bir yere varılmaz buradan. Bir kısım "Böyle şiir mi olur" der, diğerleri "Bal gibi olur" der... "Off! Yine mi aynı terane" dedim açıkçası. Yeni bir şey bulup tartışsanız..
FATİH, TRAVMAYA KAPALI BİRİ
Gazete Habertürk'e eşinizle anlaşarak gelen yazarlar var. "Aman Fatih! Bununla da neden çalışıyorsun" dediğiniz oldu mu?
Ben bir okur olarak bir yazarı sevip sevmeme hakkımı elbette kullanırım ama Fatih'e böyle bir şey söylemem. Sonuçta yayın yönetmeni olan o. Çok bilseydim beni yayın yönetmeni yaparlardı


 
Fatih Bey'in marazı nedir baktığınızda?
Beni en çok şaşırtan ve en tuhaf gelen yanı, travmaya kapalı biri olması. Mesela uçağı düşse yarım saat sonra güle oynaya tekrar uçağa binebilir.
Sabah gazetesine el konduğunda, onun yerinde başkası olsa, gitti gazete diye karalar bağlardı. Fatih iki gün sonra, hayatını beni kağıt oyunlarında yenmeye adamıştı. Yenemiyordu, o ayrı... "Numara mı yapıyor acaba? Aslında çok sarsıldı da bana mı belli etmiyor" diye düşündüm ama sonra baktım ki gerçekten iyi.
Kızınız Zeynep mi, yoksa eşiniz mi sizden daha çok korkar?
(Gülüyor) Kızımın pek kimseden korktuğu yok.
 

Çok Okunanları

PrevNext
Diğer Siteler Finansal veriler Foreks aracılığı ile sağlanmaktadır. İMKB hisse, verileri 15 dakika; haberler, tahvil-repo, endeksler, VOB ve serbest piyasa en az 15 dk. gecikmelidir.
İnternethaber Yayın Grubu Tüm Hakları Saklıdır © 2000-2011 - İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz
Tel : +90 212 266 99 99  /  Faks : +90 212 266 98 98