Kılıçdaroğlu'nun FETÖ ile ilişkisi

Tanıdığım Kemal Beyin, FETÖ ile “terör örgütü” bağlamında bir ilişkisi yoktur. Ama Kemal beyin FETÖ ile “çıkar örgütü” bağlamında bir ilişkisi var mıdır? Sorulması gereken bu.

Deniz Baykal’ın CHP Genel Başkanlığından gidişine neden olan kaset komplosunun ayrıntıları ortaya düştü.

Polis kılığına girmiş FETÖ üyeleri kaydettikleri görüntüleri, gazeteci kılığına girmiş FETÖ üyeleri aracılığıyla yaymışlar.

Aynı haber sitesinde köşe yazdığımız Süleyman Özışık, FETÖ’nün gönderdiği Baykal videosunu “etik olmadığı için yayınlamayacaklarını” söylemiş ki, özlediğimiz bir gazetecilik duruşu bu.

Sonuçta. Baykal’a kurulan komplo, Kılıçdaroğlu’na genel başkanlık yolunu açtı.

Öyleyse. Kılıçdaroğlu’na FETÖcü denilebilir mi? Düz mantıkla bakarsanız denilebilir.

Yine düz mantıkla, bu sürecin ortaya dökülmesi, Kemal beyin koltuğunu bile sallayabilir.

Şahsen. Kılıçdaroğlu’nu SSK Genel Müdürü olduğu günlerden itibaren tanıyorum.

Tanıdığım Kemal Beyin, FETÖ ile “terör örgütü” bağlamında bir ilişkisi yoktur. Devlete hizmeti önceleyen bir bürokrat olarak bu tür bir ilişkisi olacağına ihtimal bile veremem.

Benzer şekilde özel kalemi Tuncay Ceylan’ı da BDDK’daki günlerinden tanırım. Onun da FETÖ ile ilgisi olduğunu düşünmem.

Bununla birlikte. Kemal beyin FETÖ ile “çıkar örgütü” bağlamında bir ilişkisi var mıdır? Sorulması gereken bu.

Kemal beyin maddi çıkarlar bağlamında bir ilişkisi olmayacağına da kefil olabilirim.

Ama. Politik çıkarlara gelince orada durmak lazım.

FETÖ’nün kendisine açtığı yolda ilerlemiş midir? İlerlemiştir.

FETÖ’ye elini verenin kolunu kurtaramadığını ise geç fark etmiştir.

Kendi aklıyla verdiği kararlar ile, FETÖ mekanizmasına şirinlik olsun diye verdiği kararlar süreçte ayrışmıştır.

Kendimden biliyorum. Benzer çok öykü var.

İlk döneminde kurduğu ve halka umut olan Parti Meclisi ile daha sonraki PM’ler arasında derin bir ideolojik ayrışma vardır.

İlk PM’ye şahsen davet ettiği isimlerden biri benim. Ben ve benim gibileri PM’ye davet etmesi Kemal beyin kendi bilinci, dünya tasarımıyla verdiği bir karardı.

Sonra ne oldu? FETÖ medyası bu isimleri tek tek hedef göstererek itibarsızlaştırma çalışması başlattı.

Kemal Beyin FETÖ karşısında kırılma zamanı budur. Aralık 2010 Olağanüstü Kurultayını toplayarak FETÖ’nün istemediği isimlerin bir kısmını CHP yönetiminden uzaklaştırmıştır.

15 Temmuz’da kaybettiğim sevgili dostum Erol Olçok’un bir sözünü hiç unutmam:

Sizlerin CHP’den uzaklaştırılıp sağcılıklarıyla meşhur isimlerin danışman yapılmasına anlam veremiyorum. Ama sonuçta bu bizim partinin işine gelir. CHP’de sağcıların olması, CHP’nin bize katılmasından daha çok Erdoğan hükümetlerinin yararınadır.”

CHP için temel sorun, Kemal beyin bu süreçte FETÖ’ye direnemeyişinin nedenlerinin açıklığa kavuşturulmamış olmasıdır.

İnandırıcıdır, değildir, Cumhurbaşkanı Erdoğan “kandırıldık” dedi. Üstüne “milletimden özür dilerim” dedi.

Kılıçdaroğlu da, hiç değilse bu Baykal kaset komplosunun açıklığa kavuşmasından sonra bir özeleştiri yapmak zorundadır.

Siyaset, karanlıkta iş yapar ama karanlığın da karanlık kalmasına izin vermez.

BİR ŞEYİ 43 KEZ YAPSA EMBESİL BİLE ÖĞRENİR…

Gerçekten de. Bir şeyi 43 kez tekrar etse embesil bile öğrenir.

Biz öğrenmeyiz.

Yineleme”, zekâ düzeyi düştükçe önemi artan bir öğrenme yöntemidir halbuki.

Niteliği Türkiye ortalamasının epeyce üzerinde bir okur kitlesine sahip olduğuma göre kesinlikle anlamışsınızdır, 43. Altın Kelebek ödül töreninden söz etiğimi.

Ders tartışmasında öğrencim Mertcan “Hande Fırat’ın aldığı ‘Yılın medya olayı ödülü’nün önceki yıl da olup olmadığına baktım yokmuş. Sonra töreni pek ciddiye almadım” deyince meraklandım. Sahi 42. Altın Kelebek’te olan/olmayan ama 43’te olan/olmayan kaç kategori vardı acaba?

Bir de gördüm ki, 43 yıllık ödül töreni bile dünya görüşümüz gibi alabildiğine esnemiş. Varlar yok, yoklar var olmuş.

Bu konu bir tarafa. “Altın Kelebek” ödüllerinden sunucularına, nerden tutsan elinde kalan organizasyonuna kadar dökülüyordu.

Bakmayın Hürriyet ve eklerinde törenin göklere çıkarılışına. Başımıza ne geliyorsa bu kendi kendimizi gaza getirişimizden gelmiyor mu zaten?

Okan Bayülgen’e sunuculuk yaptırmak hangi dâhinin fikriydi? Zekâ, espri ve zerafet üçlüsünü yan yana koyamayan bir adama canlı yayın teslim etmek ancak cehaletle açıklanabilir.

Hele ki, “Diriliş” ekibinin teşekkür konuşması yapamamasından kaynaklanan krizin yönetimi, Bayülgen gibi baştan sona kriz demek olan bir adama teslim edilebilir miydi?

Ödül alanı aşağılayan sunuculuktan milyonlarca lira kazanmasına neden olan fikir kimindi?

Ya da. Orhan Gencebay’ın arkasından “Orhan bey! Orhan bey!” diye seslenen, Demet Akalın’a “Gelmişken bir de şarkı söyleyin” özensizliğindeki Pelin Akil’i orada sunucu yapan güç kimindir?

Töreni organize eden arkadaşlar 43 yıllık bir ödül töreninin kişisel tatminleri için uydurulmadığını, “itibar” denen şeyin müsvedde bir kağıt olmadığını anlamamışlar.

Hadi bunları geçtik, “Kiralık Aşk” dizisine ve oyuncularına “en iyi komedi dizisi” ödülünü verdiler!

Birisi çıksın ve bu dizide güldüğünü ya da en azından tebessüm ettiğini söylesin.

Komedi ödülü ise, Demet Akalın’a “20.yıl özel ödülü” vermeyi akıl ettikleri için kesinlikle ödül komitesine verilmeliydi.

Başka bir medeni ülkede, bebek tecavüzcüsünü yayına çıkarana kesilmeyecek ceza kalmayacakken yayına çıkaran belgesiz detektifimiz Müge Anlı’yı ödüllendirmek, ülkem emniyet sistemiyle dalga geçmek değilse nedir?

Sahi, Müjdat Gezen ve Nazlı Çelik gibi isimlerin o törende ne kadar aykırı durduklarını fark eden oldu mu?

Jimmy jib kameranın bile çekerken utandığı boş koltuklar, törenin zavallılaştırılmasını kanıtlar gibiydi.

43 kez yapılan, bu anlamda zorun başarıldığı, “Türkiye’nin oscarları” olarak lanse edilen törenin kapanışını İrem Derici gibi sıradan bir popçunun ilkokul müsameresi kıvamındaki şovuyla yapmak davetlileri salonda tutmaya yeter mi?

Törene katılan dizi ekiplerinin ruh durumunu, Ahmet Mümtaz Taylan özetledi: “Eğlenmeye geldik.”

43 yıllık bir ödül törenine eğlenmeye mi tanıklık etmeye mi gidilir? Ki zannımca eğlenemediler bile.

Ve. 43 yıllık ödül töreni ciddi bir iştir. Ciddi bir işi hakkıyla yapmak da dengeleri, çıkarları gözetmekten değil, cesur olmaktan geçer. Katılmayan var mı?

TRUMP’TA ANLAŞILMAYAN NE VAR?

ABD sisteminin çürümüşlüğüne dair her şeyi anlatıyor adam.

Kendisi sistemin bir sonucu mu? Evet.

Sistemi kullanarak seçildi mi? Evet.

Sistemi kullanacak mı? Evet.

Sistem onu kullanacak mı? Evet.

Daha ne olsun?

AKLIMDA KALAN

Fatih Terim kâbusu: Terim yine yaptı yapacağını. Milli maçtan sonraki basın toplantısında, olup biteni kendisine göre eğip büktü. Milleti aptal yerine koydu, spor medyasını eskiden olduğu gibi parmağında oynatacağını sandı falan. Bu kısmı geçelim. Benim kâbusum Galatasaray’a gidip gitmeyeceği sorusuna verdiği yanıtla başladı. “Takımın başında bir teknik adam varken bu konuları konuşmam” dedi. GS yönetimine açıkça “Riekerink’i gönderin geleyim” mesajı verdi. Biz bu filmi daha önce de görmüştük. Sanırım İtalya’dan egosunu koltuğunun altına verip gönderildikten sonraydı. Yine aynı cümleyi sarf etmiş, sonra da GS’ın başına gelmişti. Lütfen artık emekli olup Bodrum’a çekilsin. Nasılsa yeterince serveti vardır. Ve tabii giderken Şansal Büyüka’yı da yanında götürsün.

Yorumlar 3 yorum