RÖPORTAJ
ANASAYFA/RÖPORTAJ/Özge Uzun: Kendi kanatlarımı kırmaktan korkmadım!

Özge Uzun: Kendi kanatlarımı kırmaktan korkmadım!

Özge Uzun: Kendi kanatlarımı kırmaktan korkmadım!

Sayım Çınar, kitabı yeni çıkan Özge Uzun’la kimi zaman kahkahalarla, kimi zaman gözyaşlarıyla dolu bir söyleşi gerçekleştirdi.

  Eklenme Tarihi: 08 Haziran 2015 10:27 Güncelleme: 08 Haziran 2015 10:27
- - -

GAZETECİLER.COM - ÖZEL RÖPORTAJ
SAYIM ÇINAR
sayimc@superonline.com

 

Ünlü gazeteci ve spiker Özge Uzun, milyonda bir görülen doğumsal anomalilerle hayata gelen ve şu an 7 yaşında olan oğlu Dağhan'la yaşadıklarını Sizin Hiç Maviniz Var Mı adlı kitabıyla okurlarla buluşturdu. Yakıcı bir kitap, samimi bir otobiyografi Uzun’un yazdığı. Sayım Çınar Uzun’la kimi zaman kahkahalarla, kimi zaman gözyaşlarıyla dolu bir söyleşi gerçekleştirdi.

Sizin Hiç Maviniz Var Mı ilk kitabınız. Televizyoncusunuz, yazarlığı da yanına eklediniz. Otobiyografik bir anlatı oldu bu. Nasl bir süreç yaşadınız?

Uzun zamandır yazıyorum. Hem kendi internet sitemde, hem farklı kadın platformlarında, hem de gazetelerde. Oğlum Dağhan’la daha da çoğaldı üretimim. Yakın çevremden neden bir kitap yapmıyorsun görüşü çok geldi. Anlatabilmek önemli yoksa herkesin hayatı roman. Aren Bey ile buluşturdu bir arkadaşımız. Özge Uzun ile İnkılap bir araya gelmeli dedi. Birkaç yazı örneği de götürdüm. Küçük bir kafede 15 dakika boyunca benim yazılarımı okudu, hikayemi anlattım. Beni hiç tanımıyordu. Televizyoncu olarak biliyordu ama işin içeriğini tam bilmiyordu. Böyle yazılarım olduğundan haberdar değildi. Okudu, yayın kuruluna sunacağım dedi, ama kesinlikle basılmalı kitabınız dedi. Kitabın kapağı bile gözümün önünde dedi. Sonrasında hemen ertesi gün aradılar. İnkılap’a gittim, Senem Davis, ben, Aren Bey 3 4 saatlik bir toplantı yaptık. Herkes çok etkilenmiş, bu çok önemliydi. Bunun üzerine yazmaya başlıyoruz dedik. Biraz korktuğumu da söyledim, haddimi aşmak en büyük korkumdu. Benden yazar olur mu duygusu vardı. 10 gün hiçbir şey yazamadım. Bir gece saat 3 gibiydi gözümü açtım, ve altyazı geçiyor, geçmiş silik bir silüetti şimdi. Bu kitaıbn ilk cümlesiydi. Küçük bir mutfak masasında yazdım bütün kitabı. 2,5 ayın sonunda kitap hazırdı.

“Bu kitap Özge’nin içindeki Özge’yle barışma kitabı.”

Yazmak bir yönüyle terapi. Hikayenin detaylarını okuyunca öğrendim. Ana haber bültenlerini sunan bir profesyonel olarak biliyordum sizi. Dağhan’ı sizinle tanıdım. Şimdi yazar olarak tanıyorum sizi. Dağhan’la yaşamak sarsıcı şeylere yol açıyor olmalı.

Elinde tuttuğun bu kitap Özge’nin içindeki Özge’yle barışma kitabı. Kendime ayna tuttum. Kendi yüzümü gördüm. İyileştiriyorum kendimi, tam da iyileşecek miyim bilmiyorum. Kendi hayatımı yaşamaya devam ediyorum. Her gün yeni şeylerle büyüyor hikâyem.

Dağhan’ı bloglardan okuyanlar, tepki gösterenler var. Duyarlı bir mesele için farklı reaksiyonlar alıyorsunuz. O insanlara nasıl bakıyorsunuz?

Hepsine gülümsüyorum. Bu benim savunma kitabım değil bunun altını çizmek istiyorum. Dağhan bir hediye benim için. Bu kitapla daha da anlam kazandı. Bu dünyaya boşuna gelmiyoruz. Minik kum taneleri bile olsak birbirimizin hayatına dokunuyoruz. Bu bir hediye ve şimdi bu kitapla somutlaştırdım, başkalarına hediye edebiliyorum. Güçlü olduğunu görmek için, yalnız olmadığını hissetmek için bu kitap çok önemli. Yalnızca sizin başınıza gelmiyor bu. Empati kurabilirsek anlayabiliriz.

AKLIMI YİTİRME ÇİZGİSİNE ÇOK GELDİM

Dağhan doğana kadar bir şey bilmiyordunuz. Yavaş yavaş öğreniyorsunuz.

Hem bulunduğum konum, anneliğin ilk zamanları, birinin evladı olmak, hepsi bir arada. Aklımı yitirme çizgisine çok geldim. Bir dönem öfke ayakta tuttu. Minik umut parçalarına tutundum bir dönem. İşim bir yandan tuttu ayakta. Kızım ve oğlum en nihayetinde ayakta tutan.

Medyada çalışmak da çok önemli. Dağhan 7 yaşında, aranız nasıl?

Biz aslında iletişiyoruz. Birbirimizin dilinden anlıyoruz. Zeka geriliği yok. Algıları çok açık. Bir yandan da kötü çünkü ifade edemiyor. Basit hareketlerimiz ve kelimelerimiz var. Dağhan bir akrep burcu, zor bir karakter, nevi şahsına münhasır. Çok köşeleri var. Yumuşatamıyorsun, siyah ve beyazları var. Normalde sevgisini çok belli etmiyor. Arka kapakta da söyledim, bazen beni sevmesi için ona rica ettiğim zamanlar oluyor, beni öper misin, başımı okşar mısın diyorum. Kitabın ismi öyle çıktı zaten. Bir gün Dağhan’ı yıkadım, üstünü değiştirdim, üzerimde bornozum vardı benim de. Ayaklarını yağlıyorum, saçlarını tarıyorum. Gözümün içine baktı ve anne dedi. Sonra eliyle saçımı sevmeye başladı. Yanına yatırdı, kafamı tuttu, yanağına değdirdi, ben de öptüm onu. Kulağına bir şeyler fısıldadım. 10 dakikanın sonunda saçımı çekti ve bitti. Kalktım mutfağa gittim, kitabı göndermiştim ve bu yaşadıklarımı yazdım. Kitabın adı da bu bölümle ortaya çıktı.

İkinci çocuk büyük bir cesaret. Dağhan’la birliktesiniz, bir yandan da yeni bir çocuk yapıyorsunuz. Baba tarafsız kalıyor, kendi korkuları var. İkinci çocukla neler değişti?

Hamilelik çok büyük korkuyla geçti. Kaygım çok yüksekti. Bazı sağlık sorunlarım olduğu için iğne yapıyordum, morartıyor, ödem yapıyor. Fiziksel anlamda zordu. 4,5 aylıkken isyan noktasına geldim. Zaten bir bebeğim var ve onunla ilgilenmek noktasında zayıfım, keşke bunu da aldırsaydım dedim. Onu daha çok sever miyim soruları… Kızım sağlıklı olacağı için haksızlık olacak mı… Doğduktan sonra ise her şey bitti. Ressama hangi rengi seviyorsun sorusu sormak gibi. Ben de her iki çocuğumla bir ressamım.

“VİCDAN RAHATLATMA NOKTASINDA SAHİP ÇIKIYOR İNSANLAR”

Bir yandan da kariyeriniz çok iyi gidiyor, bir yandan böyle bir hikaye var evde. Kitap bu yönüyle de bir kılavuz.

Her şey parayla alakalı değil. Toplum çok sahip çıkmıyor. Vicdan rahatlatma noktasında sahip çıkıyorlar. En büyük problemleri kadınlar yaşatıyor birbirine. Farklı gelişim gösteren çocukların anneleri için değil bu kitap yalnızca, ergenler, anneler, erkekler için.

“ÇOK DEFOLU BİR KADINIM, TAMİR EDEBİLDİĞİM KADARIYLA EDİYORUM”

Popüler kimliklerin yazdığı kitaplara baktığımızda kendi iç çatışmalarını yazanları görüyoruz. Çok katmanlı bir kitap. Çok iyi döşenmiş. Aforizmalar, öykülerle dikkat çekiyor. Çok ciddiye alarak yazmışsınız bu kitabı. Hikayesi olan insanların yazması gerekiyor, bunu bir kez daha anlıyorum.

Hiç endişe etme dedi yayınevim, güzel bir yazı dilin var, korkma yaz dediler. Aklına geldiği gibi yaz dediler. Bir sıralamayla yazmadım. Şu hayatta bir hikayen varsa bunu anlatmalısın. Hayatın verdiği bir hediyedir bu hikaye. Çok defolu bir kadınım, arızalarım var, tamir edebildiğim kadarıyla ediyorum. Onlar olmasa ben de olmazdım. Kendime çok acımasızım. Kendi kanatlarımı kırmaktan korkmam. Mütevazı olamam, çömezim yazarlıkta ama televizyonda bir profesyonelim. Kendi dönemim için ilk 5 kadından biriyim, programda da sunuculukta da.

“BİRAND EKOLÜNDEN GELİYORUM”

Büyük kanallarda çalıştınız. Televizyon medyasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu dönem televizyonda çok yoğun bir mesaim yok, yalnızca hafta sonları varım. Onun da en çok izlenen kuşağını yapıyorum. Trt’den de çok mutluyum. Onlar da memnun. Yapımcımın söylediği farklı bir hava getirdim. Haftada iki gün yetmiyor, beş gün bir kuşak yapmam lazım. Haber sunar mıyım bundan sonra, ana haber olursa olabilir. Birand ekolünden geliyorum. Kendi yorumunu, kendi mizacını koymalısın. Güzel soru sorarım, iyi bir röportajcıyım. Farklı alanları açarım, gizli tarafları açarım.

Bu kitaptan sonra içimde katledilmiş duyguyu çıkardım dediniz mi, nasıl hissediyorsunuz?

Yeni bir hayata başlıyorum. Beyaz bir sayfa açtım. Bundan sonrası için umarım değer, çok kanattım kendimi. National Instutute of Health bizi davet etti Amerika’ya, Dağhan’ı ve beni. Bir tanı koyup literatüre geçirip yeni bir tedavi olacak, ikinci kitap orada yazılacak.