RÖPORTAJ
ANASAYFA/RÖPORTAJ/'Sinema eleştirmenler beş para etmez'

'Sinema eleştirmenler beş para etmez'

'Sinema eleştirmenler beş para etmez'

"Sinema eleştirmenleri beş para etmez" diyen "Çok yalnız kaldım. Neredeyse istenmeyen adam ilan edildim." diye ekleyen Murat Tolga Şen, Sayım Çınar'a konuştu.

  Eklenme Tarihi: 22 Eylül 2014 16:27 Güncelleme: 22 Eylül 2014 16:27
- - -

GAZETECİLER.COM - ÖZEL HABER
SAYIM ÇINAR sayimc@superonline.com

Murat Tolga Şen bağımsız sinema eleştirmenliği denildiğinde akla gelen ilk isimlerden, sözünü sakınmıyor, adeta sektöre savaş açmış durumda. Sayım Çınar ile Altın Koza’da buluşan Şen, yine önemli açıklamalarda bulundu, sinemaya ve festivallere dair çok konuşulacak sözler söyledi.

FESTİVALLER SİNEMAYI ZENGİLEŞTİRİYOR MU?

Bu ikinci buluşmamız bir söyleşiyle. Çok şey değişti mi sence festivallerde zaman içinde? Sinemanın zenginleşmesi anlamına mı geliyor festivaller?

Batan bir geminin yolcularıyız. Adana, Antalya, Malatya, irili ufaklı festivaller var. Bodrum’da bir festival var yakın zamanda. Ancak sektörün tümünü kucaklayan bir şey yok. 100. Yılı Türk sinemasının, asla gösterilmeyecek filmler olacak. Neden dar bir üretime bağlıyız bunu sorgulamak gerek. Bir üretim bandı var, devletten destek al, senaryonu kabul ettir, filmini çek, fonla çekilen filmle ödül al, izleyiciyle buluşma. 1000 kişi bile izlemiyor bu filmleri.

Belediyelerin salonlarında görüyoruz bahsettiğin bu filmleri ancak. O filmler izleyiciyle buluşmuyor, festivalde gösterilmekle kalıyor.

Seyirci iyi filmi yakalıyor. Örneğin Kış Uykusu. Bunun için izleyiciyi suçlayamayız. Çok ödüllü filmler izleyicilerin aslında ilgisini çekmeyecek filmler.

Deneme

Kazım Koyuncu’yu konu alan bir film var. Nasıl buldun?

Yağmur Kıyamet Çiçeği çok ucuz bir aşk öyküsü, hak etmiyor. Fahişelik yapan bir Rus ve ona aşık olan bir futbolcu, para kazanmak için şike yapıyor. Bu hikaye çok ucuz. Kazım Koyuncu’yu eklemleyerek bir P&R çalışması yapılmış. Anısına hürmet etmeyen bir film. Hoşlanmadım.

İçimdeki Balık, Kuzey sinemasına gönderme yapan, oyuncuları çok naif, güzel bir film. İzlediğimizde bir sinema var, bir dert var, bunu hissediyoruz.

İçimdeki Balık olumlu finaliyle alışık olmadığımız bir festival filmi. Hiç bu sonun sinyalini de vermiyor. Festival filmleri keşke şöyle olsa dediklerimizden.

"DERVİŞ ZAİM'İN CAMDAN DIŞARI, UZAKLARA BAKAN
ADAMLARI ÇEKMEKTEN BAŞKA BİR DERDİ VAR!"

En iddialı filmleri izledik. Derviş Zaim yine fark yarattı diyebiliriz.

Derviş Zaim gösteri düşkünü bir yönetmen değil. İsterse herkesten ağır anlatım yapar, minimal film çeker. Gerçek meselelere eğilmek istiyor. Kötü balıkçılık neler yapar, doğaya saygısızlık nasıl sonumuzu getirecek bunu işliyor. Uzaklara bakıp camdan dışarı bakan adamları çekmek dışında bir derdi var. Balık filmi bunun için önemli. Çok iyi oyunculuklar var… Gösterişsiz ama birinci sınıf bir yönetmenlik, filmine, konusuna saygı duyan, sahip çıkan bir film. 80 dakika. Kıvamında bir film. Büyük ödülleri almasını istiyorum.

Öteki Sinema’dan Başak kötü filmlere kötü demediğimiz sürece izlemeye devam edeceğiz dedi. Bence bu son derece yürekli ve önemli bir açıklama.

Başak kavramsal değerlendirmiş. 9 - 10 kişilik bir eleştirmen grubunun hep aynı filmleri sevip nefret etmesini bir P&R çalışması olarak görüyorum. Öfkesini, beğenisini açıkça ifade etmeli eleştirmen dediğiniz kişi. Sinema bilgisi sevgisi yok burada, başka bir şey var. Hangi yapımcı var diye baktığımda bu yere göğe konulamayan filmlerin arkasında, hep aynı isimleri görüyorum.

Neden Tarkovski Olamıyorum, beklediğimiz bir yere bağladı sonunu, oysa başlangıcı farklı ve umut vericiydi.

İlk 20 dakika güçlü bir şekilde işleniyor, sonrasında festivallerde alışık olduğumuz ilişki sarmalıyla gücünü kaybetti.

Nergis Hanım, bende kısa film olmalı duygusu uyandırdı. Sen nasıl buldun?

Ancak 9 - 10 dakikalık bir film çıkardı, öyle bir konusu vardı. İlk yönetmelik deneyimi. Kısa filmdeki fikirleri senaryolaştırırken olgunlaştırmadan hemen filmleştiriyorlar. Bu filmde de aynı durumu görüyoruz.

Deneme

"BALIK, İÇİMDEKİ BALIK, SİLSİLE"

Bugün kapanış yapılıyor. Sen hangi filmlere şans veriyorsun? Başarılı bulduklarını sayar mısın?

Balık, İçimdeki Balık. Deniz Seviyesi vasat ama izlenebilir. Bir şehirli hikayesi var, aşk var. Bir es verdirdi en azından. Neden Tarkovski Olamıyorum da bence ödüllendirilecek. Jüri bir şekilde sevecek bence. Silsile çok iyi bir film. Çok stilize ama başarılı bir yönetmenliğe sahip, çok iyi oyunculuk var. İstanbul film festivalinde yarıştığı için jüriler daha taze film arayışındalar. Büyük ödül alsa iyi olur ama boş dönecek gibi.

ADANA SANAYİDEN İŞÇİ GETİRSEN İZLETSEN
DAHA SİNEMA İÇEREN SONUÇLAR ÇIKAR

Bir takım oyuncular umut vaat ediyor gibi, ülkemizde ödül alamayan oyuncu ve filmler yurtdışında ödül alıyor.

Adana sanayinden işçi getirsen izletsen daha sinema içeren sonuçlar çıkar. Hısım akraba kollayıcılığı çok fazla, arkadaşlık düşmanlık çok etkili kararlarda. Bir festivalde bir film çekmiş bir yönetmen bir sonraki sene jüri üyesi oluyor. 9 10 filmi olan yönetmenin filmini değerlendiriyor. Daha kendi dilini olgunlaştırmamış. Nasıl tartacak? Bu jürilikler neye göre belirleniyor? Yurtdışına gelince, Almanya’da 7 dalda Jin’e ödül verdiler. Kürt hareketine duyarlılar. Aslında daha iyi filmler varken Jin’i ödüllendirdiler. Filmleri 5 - 6 kişinin eline bırakmamalıyız. Bir salon dolusu Adanalı bir hafta boyunca izlemeli bence filmleri, sonuçlar öyle açıklanmalı.

OYUNCULARI BİZ TANIYORUZ HALK TANIMIYOR

Açılışlarda olaylar yaşanıyor. Türk sinemasının 100. ılı vesilesiyle oyuncular vardı. Fatma Girik,  Filiz Akın.

Ben öncelikle 100. Yılda olduğumuz düşünmüyorum. Fuat Uzkınay Türkiye Cumhuriyeti başladıktan sonra başlamadı sinemaya, Osmanlı’dan almalıyız. Manaki kardeşleri görmeliyiz her şeyden önce. Türk sinemasının yüzüncü yılı değil. Resmi söylemle kutluyorsak Adana’da büyük bir görkem görmedim. Ahde vefa için geldi oyuncular. Çevremde otelde sokakta ünlü oyuncuları görmek çok hoşuma gitti. Çınarlar bunlar. El üstünde tutmalıyız. Ne yazık ki Türkan Şoray’ı tanıyan Nazan Kesal’i tanımıyordu Antalya’da. Oyuncuları biz tanıyoruz halk tanımıyor.

Dizilere benzeme durumu var mı filmlerin, bunu hissediyorum son dönemde festivallerde.

Evet çok tehlikeli. Klark filmi bir dizi gibiydi örneğin. Bizim kendimize ait bir sinema dilimiz yok. Kore sineması gibi yok. Nuri Bilge Ceylan sineması var, Türk sineması değil. Onun dışında kalanlar bambaşka taklitler yapıyor sürekli.

Nuri Bilge çok etkiliyor sinemacıları. 

Çünkü çok başarılı, Altın Palmiye kazandı, taklit ederek değer kazanmaya çalışıyorlar. Özgün sinema yerine taklit ederek değer kazanmaya çalışanlar. İki kitap okumayanlar film gösteriyorlar.

Deneme

SİNEMA ELEŞTİRMENLERİ BEŞ PARA ETMEZ

Genel olarak sinema eleştirmelerini hatalı ve eksik buluyorsun.

Beş para etmezler çünkü. P&R yapmak üzerine, arkadaşlarına, film şirketlerine kıyak geçiyorlar, iyi sinemayı ödüllendirmiyorlar. Bu adamla festivalde karşılaşırız fazla kötülük yapmayalım diyorlar. SİYAD sinema eleştirmenliğini yerinde saydıran bir kurum. Bence bağımsız olmalı, kendi iradesiyle yazmalı, sorunları dillendirmeli. Bu filmlerin kötü olduğunu yazmalı. Jüri kararlarını eleştirmeli. Alper Turgut iki yıl önce yazdı, disiplin kuruluna sevk edildi ya da edilmek üzereydi.

Bağımsız olma çabası onu kötü bir noktaya getirdi.

Ben eleştirmenlik deyince yabancıları da okuyorum. Bizimkiler fazla edepli. Aman suya sabuna dokunmayalım diyen bir eleştirmen yok. Ülkemizdeki sinema eleştirmeni ne kadar çok bildiğini göstermek için çırpınıyor. Okura cehalet yüklemesi yapıyor. Bu halk Recep İvedik’e gitti diye sinemadan anlamıyor sonucuna varamayız. 70’lerde 80’lerdeki filmler ve bu filmleri izleyenler bunun göstergesidir.

İSTANMEYEN ADAM İLAN EDİLDİM

Sen bağımsız bir eleştirmensin. Birçok yere çağrılıyorsun. Bir taraftan da Okan Bayülgen’le program yaptın. Sendeki durumu televizyoncular hissetti.

Çok yalnız kaldım. Neredeyse istenmeyen adam ilan edildim. Herkesle dost olmak isterim ama yazımın dürüstlüğü her şeyden önemli. Kendi kalemine sinema bilgine güvenerek yaparsan insanlar fark ediyor. Okan’la 5 6 program yaptık, bana sürüden ayrıldığım için değer verdiğini söyledi. Martı en sevdiğim kitap. Jonathan Livingston gibiyim. Sürüden ayrılma derdim yok ama eleştirmenlik ortak beğeniyle yapılacak iş değil. İyi filme iyi,  kötü jüriye kötü diyebilmeliyiz. Tartının ayarı bozulmamalı.

Hollywood sinemasının sınırlarını aşamamış eleştirmenler var, klişe yazılar çıkıyor sürekli. Özgün sinema yazısı yazmak için ne gerekiyor sence?

Öncelikle sinemayı çok sevmek, seyirci olmaktan vazgeçmemek gerekiyor. Her gün doldurmak zorunda olunan bir köşe var,  doldurmak için filmlerden bahsediyorlar. Halkın sinemaya ilgisini fark ettiler daha da çok işliyorlar onun için. Şu an işsiz kalan çok arkadaş da var Sinema dergisi ve Radikal kapandıktan sonra. Onlar da burada. Bizim akademik eleştirmenlerden daha çok işlevi var onların. Bana artık eski isimler gelmiyor okurdan. Hıncal Uluç’un, Ahmet Hakan’ın yazıları daha çok okunuyor alin Taşçiyan’dan Fatih Özgüven’den. Tembeller eleştirmenler. Odaklarını kaybetmiş durumdalar.

Bağımsız sinema eleştirmenleri daha ön planda olacak gibi önümüzdeki dönemde.

Festivallere gidip gelme dışında derneğin işlevi nedir, bunu biri açıklamalı. Belli başlı üyelerin işine yaryor, moderasyonlar ayarlıyorlar, blogcu yazarlara önerim, bağımsız kalarak daha ileri gidebilirsiniz. Dernek yapısına ihtiyacınız yok. Yazılarla bir yere geldiğim için mutluyum.

Deneme

ÜLKEDE TÜR ELEŞTİRMENİ YOK

Eleştiri olumsuz olmak zorunda değil ancak bağımsız kalmak çok önemli.

Her film herkes için yapılmaz. Transformers ile Gölgeler ve Suretleri aynı film gibi eleştiremezsin. Tür eleştirmeni yok. Biz ana akım sinema dışında her şeye ilgi gösteriyoruz. Kısa film eleştirilerini ilk biz yaptık.

Öteki Sinema’dan bahsedelim.

Kadri kıymeti bilinmemiş iyi filmleri, sinemada çocukluğunda izlediklerini hatırlatıyorum izleyicilere. 80’lere özel bir ilgi gösteriyorum. Ansiklopedik bilgiler veriyorum, burnu büyüklük taslamadan. 2005 de başladığımızda Türkçe içerik sağlayan yoktu, 35.000 okuyucumuz oldu zaman içinde. Siteye reklam almıyoruz, ücretsiz bilet alıp veriyoruz reklamını aldığımız şirketten. Cebimden para ödüyorum.

BİZ ÖNCE ULUSAL FİLM FESTİVALİNİ BAŞARALIM

Ekimde Antalya film festivali ardından Malatya var. Ulaslararası formatı yakalamış durumdalar mı sence?

Uluslararası anlamda bir geçerlilikleri yok. Türk basınında Cannes, Venedik ne çok yer alıyor. Bizim festivaller konu oluyor mu yutdışında? Kimse bizim festivallerle ilgilenmiyor. Biz önce ulusal film festivali olmayı başaralım. Sonra uluslararası oluruz. Gökdelen inşa etmeden düzgün bir ev inşa edelim. Altın Aslan’ın, Altın Ayı’nın karşısına Altın Koza’yı koyamayız.

Festivallarde yapılan konuşmalar da tartışma konusu. Hollywood’da vali çıkıp konuşmuyor, bizde herkes çıkıyor.

Çünkü Los Angeles belediyesi yapmıyor festivali. Bizde belediye yapıyor. Oyuncularla buluşturmazsan, bu bürokratlar motivasyonlarını yitirirler. Her ne kadar ne konuştuklarıyla ilgilenmesem de festival olması için konuşmalarına imkan vermeliyiz. IKSV’nin yaptığı gibi festivallerimiz olmalı. 51. Altın Portakal hala belediyenin yaptığı bir festivalse bu sinema yapanların ve sinemaseverlerin ayıbıdır. AKSAV yapıyordu Altın Portakal’ı, ancak arkasında CHP’yi çektiğin anda patladı. Bu olmaz, olmamalı.