MEDYA KÖŞESİ

Serdar Turgut'tan Cumhurbaşkanı'na "A330 Mürettebatı" çağrısı

A330 magazinini beğenmeyen Serdar Turgut, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a, A300'un gazeteci mürettebatını değiştirme çağrısı yaptı... Gerekçesi ise çok ilginçti...

Serdar Turgut'tan Cumhurbaşkanı'na "A330 Mürettebatı" çağrısı

Habertürk gazetesi yazarı Serdar Turgut, "A330 Mürettabatı" dediği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın gezisine eşlik eden gazetecilerle ilgili magazini beğenmeyince olanlar oldu...

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a "Zaten gezilere gittiğiniz ülkeler sıkıcı. Uçaktakiler o ülkeden daha sıkıcı. İnsana daral gelir Cumhurbaşkanım, aman ha!" uyarısı yapan Serdar Turgut, şu çağrıyı yaptı:

"Sayın Cumhurbaşkanım, okuduklarımdan anladığım kadarıyla sizin dış gezilere A330 uçağına alarak birlikte götürdüğünüz gazeteci/yazar listesini yeniden düzenleyip yeni isimleri kadroya eklemenizin zamanı çoktan gelmiş durumda."

Bir çağrı da Hürriyet şazarı Ertuğrul Özkök'e yapan Serdar Turgut, "Canım abicim, sen bunu sakın yapma; sakın Türkiye’nin genel vaziyetine uyup, seviyeni aşağıya çekip eğlenceli A330 uçağı magazini diye aktardığın olayları bir daha eğlenceli bulma! Eğlenme çıtanı daima yüksek tut." dedi...

İşte Serdar Turgut'un eski Serdar Turgut tadı veren o yazısı:

A330 MÜRETTEBATI

Yazıma iki çağrı yaparak başlayacağım...

İlki Recep Tayyip Erdoğan’a: Sayın Cumhurbaşkanım, okuduklarımdan anladığım kadarıyla sizin dış gezilere A330 uçağına alarak birlikte götürdüğünüz gazeteci/yazar listesini yeniden düzenleyip yeni isimleri kadroya eklemenizin zamanı çoktan gelmiş durumda.

İkinci çağrım ise Cumhurbaşkanı kadar yüksek bir makamı olmasa da anavatanda, yavru vatan Kıbrıs’ta, Türk cumhuriyetlerinde ve diğer dünya ülkelerinde sanki cumhurbaşkanıymış edasıyla gezen Ertuğrul Özkök’e: Canım abicim, sen bunu sakın yapma; sakın Türkiye’nin genel vaziyetine uyup, seviyeni aşağıya çekip eğlenceli A330 uçağı magazini diye aktardığın olayları bir daha eğlenceli bulma! Eğlenme çıtanı daima yüksek tut.

Sayın Cumhurbaşkanım, benim korkum bu kadroyu yanınıza almayı sürdürürseniz yakında aşırı sıkıntıdan intihar fikri bile daha eğlenceli bir alternatif gibi gelebilir size.

Zaten gezilere gittiğiniz ülkeler sıkıcı. Uçaktakiler o ülkeden daha sıkıcı. İnsana daral gelir Cumhurbaşkanım, aman ha!

Bir gezi düşünün, en ilgi çekici olayı Hande Fırat ile Hakan Çelik’in sokakta dans etmeleri olursa... Ondan sonra her şeyin dibe vurması da normal değil mi?

Nitekim bu olmuş da. Özkök’ün yazısından öğrendiğime göre, uçakta 2 gazeteden 2 yazar bıyık bırakmaya karar vermişler. Bu karar da gezinin özel anlarından bir tanesiymiş.

Ne yapacağız kardeşim? Adamların suratına devamlı bakıp bıyıkların uzama hızıyla mı heyecanlanmamız gerekiyor, bilmiyorum ki.

Bir de uçakta en çok konuşulan konu var ki bu, bunu aktaran Ertuğrul Özkök’ün kendi standartlarını nasıl da aşağıya çektiğinin bir başka göstergesi.

Bir gazeteden bir arkadaşa göre, Mozambik Devlet Başkanı Samora Machel öldükten sonra eşi Graça, Nelson Mandela ile evlenmiş, ama bu aşk Başkan Machel henüz hayattayken başlamış.

Ne var yani bunda? Bence bunun ilginç bir hikâye olabilmesi için Machel’in eşini devlet başkanlığı sarayındaki yatakta Mandela ile basması gerekirdi ve adam Mandela’yı oracıkta vursaydı tamam, ama olan çok rutin... Ne olmuş? Bir adamın karısı başka bir adamla aşk yaşamış. Adam öldükten sonra da o adamla evlenmiş. Benim tanıdığım bütün arkadaşlarımın hayatı böyle, öylesine rutin bir şey bu.

Sonra, Erdal Şafak her ülkeden çiçek toplayıp anavatana getiriyormuş. Tabii ki getirecek. Bunu çiçekleri çok sevdiğinden değil, aç kalmamak için yapıyor. Çünkü adam radikal bir vejetaryen, çiçekleri yiyor o. Bir vejetaryenin yemek hayatının çok sıkıcı olması lazım. Erdal da o sıkıcı hayatını çiçeklerle renklendirmeye uğraşıyor.

Bizim yayın yönetmeni Selçuk Tepeli’ye de özellikle kırıldım. Öğrendiğime göre onun her yabancı dili anında çözme yeteneği varmış. Eğer böyleyse gerçekten o zaman bugüne kadar benim anlattığım her şeyi neden anlamamış, duymamış gibi davrandı, bunu da sormak gerekiyor.

BİR KÜÇÜK TAVSİYE

Sayın Cumhurbaşkanım size naçizane bir tavsiyem olacak, eğer gezilerin biraz neşeli geçmesini isterseniz kadronuza beni, Uğur Cebeci’yi, Ertuğrul Özkök’ü de alın. İsterseniz gideceğiniz yere ayrı bir uçakta da geliriz, bunu da anlarız, “Niye böyle yapıyorsunuz?” diye de sormayız. Çünkü biz üçümüz bir araya geldiğimizde çekilmez bir topluluk olabiliyoruz, bunun farkındayız ama bu bizim hoşumuza gidiyor.

Bu Uğur Cebeci harbiden delidir. Ertuğrul’u zaten biliyorsunuz, o yıllar önce kafayı yedi. Ben ise eğer böyle yazı yazabiliyorsam deliliği de aşmış olmam lazım. Üçümüz bir arada bir ucubeler road show’u gibi olabiliriz.

Bu Uğur, bir gezide ben uyurken başıma herkesi toplayıp uçakta süs diye masalara konulan suni mumları üzerime koyarak beni yatır haline çevirmiş ve başımda dua okutmuştu. Resimde yanımda uyuyan, Madagaskar dans şovlarından tanıdığınız Hakan.

O AFRİKA’DAYKEN

Bir de Afrika’ya gidiyorsanız yanınıza muhakkak Ertuğrul Özkök’ü almanız gerekiyor. Dans denilince, ben gözümle gördüm, o, Masai Mara kabilesinin savaşçıları ile zafer dansı bile yapmış bir adamdır. Üstelik Masai Mara kabilesi onu “en fazla sıçrayabilen beyaz adam” seçmişti.

Ama bazen tuhaf istekleri de olabiliyor: Yine aynı Afrika gezisinde, bize Kilimanjaro eteklerinde kahvaltı düzenlemişlerdi. Ertuğrul, o ortamda garsondan sadece beyazından ibaret bir omlet istedi. Yahu kahvaltının olduğu ortamda, çevremizdeki en uysal hayvan suaygırları... Anlayacağınız, zor şartlarda organize edilmiş bir kahvaltıydı bu. Arada bir maymunlar masaya atlayıp kahvaltımızı almak istiyorlar, goriller ise neyse ki sadece uzaktan seyretmekle yetiniyorlardı. O ortamda şeften özel istekte bulunmak, egoistlik değilse nedir acaba?

Ersoy Dede, konuyla ilgili yazısında gruptan bir arkadaşın nasıl sıkı bir pazarlıkçı olduğunu anlatıyor. Dede keşke benim karımı Kenya gezisindeyken görseydi, o zaman sıkı pazarlıkçı demek neymiş, anlardı. Rana, ormanlık alanın derinliklerinde bütün uyarılara rağmen gruptan uzaklaştı ve Masai Mara şefinin yanına gitti. Mal pazarlığı başladı. Ben “İşte beklediğim an geldi, şef şimdi onu öldürtecek” diye umutla beklerken, şef “Kadın başımdan yeter ki gitsin” diye olmalı, malları neredeyse bedavaya verdi bize.

ÇOK OKUNANLAR
Yorumlar