RÖPORTAJ
ANASAYFA/RÖPORTAJ/'Oscar Ödülünü 5 ay önceden tahmin edebiliyorum'

'Oscar Ödülünü 5 ay önceden tahmin edebiliyorum'

'Oscar Ödülünü 5 ay önceden tahmin edebiliyorum'

Sayım Çınar, Oscar rüzgarının estiği şu günlerde sinema eleştirmeni Kerem Akça ile söyleşti.

  Eklenme Tarihi: 03 Mart 2015 10:21 Güncelleme: 03 Mart 2015 10:21
- - -

GAZETECİLER.COM - ÖZEL İÇERİK
SAYIM ÇINAR
sayimc@superonline.com

Sayım Çınar, Oscar rüzgarının estiği şu günlerde sinema eleştirmeni Kerem Akça ile söyleşti. Türkiye’deki festivaller kadar, dünyada olup bitenleri de yakından takip eden Akça ile yoğun bir sinema söyleşisine davetlisiniz.

Uzun süredir yapmak istediğimiz bir röportajdı. Geçen hafta Oscar töreni yapıldı, ödüller sahiplerini buldu. Birdman Oscar’ın en ses getiren filmlerinden oldu. Ödüller hakkında ne düşünüyorsun?

Ödüller beklenenlere gitti. Birdman bu noktaya gelene kadar kendini belli etmişti aslında. Birdman’in son 10 senede iki Oscar zaferi daha elde eden şirketi Fox Searchlight, bir seneye uzanan süreci iyi yönetti.

Deneme

ARTIK BAĞIMSIZ FİLMLERE DAHA ÇOK YATIRIM YAPILIYOR

Oscar heyecanını yitiriyor mu sence? Beklenen filmlere giden ödüller heyecanı köreltiyor mu?

Bence yitirmiyor. Sürekli bir yenilenme oluyor. 10 sene öncesine kadar büyük stüdyoların tanıtım kampanyalarıyla bir ağırlık hissettirmesi tepki geçiyordu. Aralık’ta limitli vizyona sokulan filmler, reklam başarısıyla bir yere geliyordu. 10 sene önce tören Mart sonundan Şubat sonuna çekildi. Her şey karman çorman oldu, bu da bağımsız filmlere yaradı. Eylül’de düzenlenen Toronto Film Festivali yarışta eşik atlamak için önemli bir platforma dönüştü. 2006-2015 arasında Oscar kazanan 10 filmden 8’i orada dünya, Kanada veya Amerika prömiyeri yapan eserler.

Deneme

Artık bağımsız filmler daha aktif olmaya başladı. Kuzey Amerika kıtasındaki kilit etkinlikler odaklı bir festival yolu açıldı. Fox Searchlight, The Weinstein Company, Focus Features gibi şirketlerin çalışmaları öne çıktı. Bu devrede Çarpışma, Milyoner, Ölümcül Tuzak, Zoraki Kral, Artist ve 12 Yıllık Esaret zafere ulaştı. Onlara sadece Warner Bros., Köstebek ve Operasyon: Argo ile kafa tutabildi. Öte yandan Ağustos sonunda Colorado’nun küçük bir kasabasında yapılan Telluride Film Festivali’ndeki Toronto’nun öncesine yerleşen sürpriz prömiyerler de 2010’daki Zoraki Kral’dan bu yana zaferi yüzde yüz tutturdu. Bu yıl Birdman, Toronto’yu es geçip Telluride yoluyla ve antipatik gelen Venedik’ten ana jüri ödülü almamasıyla Oscar’a ulaştı. Inarritu’nun yapıtını çok sevmesem de ‘tek çekimden oluşan film’ gibi zor denemeye kalkışan bağımsız bir eserin alması değerliydi. Sekiz film arasında başyapıt diyebileceğimiz bir yapıt göremedim. Son döneme bakarsak bir Hayat Ağacı, bir Başlangıç, bir Siyah Kuğu yoktu. Wes Anderson gibi auteur bir yönetmenin aday olması sevindiriciydi. İlk gösterimini Venedik’te, Berlin’de, Cannes’da, yani bir Avrupa festivalinde yapıp zafere uzanmak bir kez daha itici geldi. Çocukluk’un mağlubiyetinin ana etkenlerinden biri buydu. Modern yönetmenliğin, dil arayışlarının ödüllendirmesi ise güzel. Akademi daha önce klasik sinemaya daha yatkındı, şimdi durum değişiyor. Clint Eastwood gibi bir yönetmen bile adaylık çıkarmakta zorlanıyor. Çarpışma’nın 2006’daki sürpriz zaferi, Ölümcül Tuzak’ın Avatar’ı yenmesi bu yolu açtı.

En İyi Film ödülünü Birdman, En İyi Yönetmen ödülünü Alejandro G. Inarritu (Birdman), En İyi Erkek Oyuncu ödülünü Eddie Redmayne (The Theory of Everything) En iyi Kadın Oyuncu ödülünü de Julianne Moore (Still Alice) kazandı. Whiplash’i nasıl değerlendiriyorsun?

Bence abartıldı. Becerikli bir film, kışkırtıcı bir yönetmenliği var. Whiplash’in işitsel yapıyla kurduğu ilişkiyi unutmak mümkün değil. Ama bir yönetmenin ikinci filmi olduğu çok belliydi. Başarılı performanslar vardı. Akademi irade öykülerini sevdiği için öne çıkarıldı.

Büyük Budapeşte Oteli’ni nasıl değerlendiriyorsun?

Seçkinin Çocukluk ile beraber en iyisiydi… Wes Anderson’ın önceki filmleri daha çok hak ediyordu. Arka plana ilk kez savaşı ve başarı/başarısızlık hikayesini yerleştirmesi, Akademi’yi tavlamasını sağladı. Yönetmen Tenenbaum Ailesi, Moonrise Kingdom, Steve Zissou ile Suda Yaşam gibi bundan daha iyi eserlere, başyapıt seviyesinde filmlere imza attı. Ama mizah itici geldiği için önemsenmedi.

Toronto’yu da yakından takip ediyorsun. 10 yıldır gidiyorsun. Senin dışında var mı Türkiye’den böyle sıkı takip eden?

4-5 senedir Selin Gürel de takip ediyor. Onun dışında yok sanırım.

Deneme

Farklı kılan neler var Toronto’yu diğer festivallerden?

En başta geleneksel festival algısına karşı çıkıyor. Sanat filmlerinin, entelektüel sinemanın yeridir Cannes. Toronto ise Avrupa’nın önemli festivallerine paralel bir dünya sinema seçkisi yapmakla kalmıyor. Bunun yanında Oscar’a aday olacak veya ulaşacak filmlerin prömiyerlerini de kapatıyor. Gece yarısı sineması bölümü ‘Midnight Madness’, en coşkulu ve işlevsel bölümü… Ryerson Üniversitesi’nin 1500 kişilik salonunu tamamen dolduruyor. İstanbul Film Festivali’nde, !f İstanbul’da Cuma, Cumartesi geceleri için zor seyirci buluyoruz. Üstelik gelenler sıkıcı, yerinde oturan izleyiciler de değiller. Alkış tutuyorlar, karakterleri destekliyorlar, perdede daha fazla şiddet istiyorlar. 25 senedir kemikleşen kült bir kitle var. En son festivalde Kevin Smith’in Tusk’ı için oradaki yaratığın maskesi dağıtıldı ve herkes onu takarak izledi filmi. Hollywood ünlülerinin de genelde tercih ettiği festival Toronto oluyor. Keanu Reeves, Julia Roberts, Kevin Costner, Charlize Theron, Brad Pitt, George Clooney, Jennifer Aniston, Denzel Washington veya Meryl Streep fark etmeksizin... Al Pacino’yla röportaj yaptım mesela bu sene. Yazılarımda Oscar’ı 2011’de Zoraki Kral’ın, 2014’te 12 Yıllık Esaret’in kazanacağını, Türkiye’de kimsenin haberi yokken Eylül ayında, yani ödül töreninden beş ay önce bildim. Buna diğer kategoriler de eklenebilir. Bu yıl da En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’yu yine o tarihte yazdığım yazımda tahmin etmiş, açıklamıştım. Yani yarışı erkenden takip etmeye başlayınca ödülleri çok önceden tutturmak zor olmuyor.

FARKLI BİR ÇİZGİM VAR

Sinema yazan köşe yazarları çoğalmaya başladı. Diğer yandan söylenenler hep aynı. Eleştirmenlerin ortak tutumu var, farklı bir şey söyleyen yok.

Ben söylüyorum. Farklı bir çizgim var. 

DenemeAtilla Dorsay, Mehmet Açar, Alin Taşçıyan… Hepsi farklı şeyler anlatmalı, görünmeyen filmleri ortaya çıkarmalı.

Herkesin kendine özgü bir kimliği var. Farklı eleştiri metotlarıyla da değişik incelemeler ve bakış açıları çıkıyor. Ben daha ‘tarihsel eleştiri’, ‘auteur eleştirisi’ ve ‘türsel eleştiri’yi öne çıkarıyorum. Yani filmlerin sinema tarihindeki konumunu, türler içindeki yerini ve yönetmenin tarzını, yaklaşımını yorumluyorum. Bir eserin doğrudan meselesini bulmaktansa teknik analize değer veriyorum. Ezber bozduğum için çok tepki çekiyorum. Ama sinema bilgisine dayalı yazarlık kimliğim sebebiyle kemik bir hayran kitlesi yakaladığımı görmek de beni mutlu ediyor.

Cannes film festivaline neden hep aynı isimler gidiyor? Tekel durumu söz konusu.

Ya gazete karşılayacak, ya da kendi… Birilerinin özellikle gönderildiğini, bir ayrımcılık yapıldığını söyleyemeyiz.

Cannes’a başarılı filmlerle katılıyoruz. Nuri Bilge Ceylan göğsümüzü kabartıyor. Ceylan dışında da yeni bir sinema var. Sen nasıl bakıyorsun son dönem olan bitene?

Yeni Türkiye sinemasındaki çeşitlilik önemli. Reha Erdem, Derviş Zaim, Nuri Bilge ötesinde kendi geleneğini oturtmaya çalışan isimler var. Onur Ünlü, Mahmut Fazıl Coşkun, Taylan Kardeşler, Ömer Faruk Sorak, Mahsun Kırmızıgül… Genel anlamda değişik kafalar çıkıyor, çeşitlilik memnun edici bence. Ödüllerin çoğalmasıyla ve festivallere gide gele insanların vizyonu da değişti.

İYİ FİLM ÜRETİLMESİ KÖTÜ FİLMİN ÜRETİLMESİNE YOL AÇIYOR

Nuri Bilge’nin koruyucu melekleri var, ekibi çok sağlam. Yeni film yapanlar ise daha yalnız. Bu ortamda festivallere katılan filmleri nasıl değerlendiriyorsun?

Bizde üretilen filmler ulusal yarışmalara uygun değil. Bu kadar festivali kaldıracak bir kalite yok. Sanat sinemasında eli yüzü düzgün film adedi bir elin parmaklarını zor buluyor. Genelde amatör filmler, çöp filmler var. İyi filmin üretilmesi kötü filmin de üretilmesine yol açıyor.

Kültür bakanlığının desteğini nasıl değerlendiriyorsun?

Var bir destek tartışmalı olsa da... Miktarı artarsa daha da iyi olur tabii.

Sinema daha çok duygu işi. Sinemanın duygusunu anlatamayan, çok teknik yaklaşanlar da var.

Bakış açısına göre değişir. Yukarıdan bakmak mantıklıdır benim için filme, o şekilde eleştirmeyi daha sağlıklı buluyorum.

DenemeBabam ve Oğlum melodramdı. Kimilerine göre kült, kimilerine göre sıradan oldu. Hem art house, hem ödül kazandı, hem de çok izlendi.

Evet, bazen duygu her şeyin önüne geçebiliyor, iyi de gişe getiriyor. Köksüz görsel açıdan çok zayıf bir film, TV dizisi seviyesinde. Ama duygusuna bakınca SİYAD Ödülleri’nin favorisi olabiliyor. Film bir şey anlatıyorsa değerlidir algısı bazen çok doğru değil bana kalırsa…

Türk dizilerinin yurtdışında gördüğü ilgiyi nasıl değerlendiriyorsun?

Güzel bir şey tabii. Dizide daha çok para var dedirtiyor bir yandan da, sinemayı boşlayalım duygusu uyandırması açısından kötü. Yine de Çağan Irmak örneği var neyse ki. Hem dizi, hem sinemayı yürütüyorlar. Asmalı Konak’ın sinemaya transfer olması önemli bir yolu açtı, bunu kabul etmek gerekiyor. 

Türkiye’de 4 büyük festival var. İstanbul Adana Antalya Malatya.

Ben Ankara’yı 4. Sıraya koyarım. 30 senelik bir geçmişi var.

Değişiyor sıralama eleştirmenden eleştirmene. Son yıllarda en iyi filmler hangileriydi?

2000’lerde Hayat Var, Sen Aydınlatırsın Geceyi ve Nokta’yı bir adım öne koyarım.

Yönetmenler?

Nuri Bilge Ceylan, Reha Erdem, Semih Kaplanoğlu, Tayfun Pirselimoğlu, Onur Ünlü, Taylan Kardeşler.

KIVANÇ KELEBEĞİN RÜYASI'NDA ÖNE ÇIKTI

Son dönemde önemli oyuncular da gösteriyor kendini. Mert fırat’ı nasıl değerlendiriyorsun?

Özellikle Gece’de beğendim. Tamamen belli prototiplere uyuyor. Yakışıklı, aşık olunacak tip. İyi bir oyuncu olduğunu düşünüyorum. Kıvanç daha öne çıktı Kelebeğin Rüyası’nda.

İstanbul Film Festivali yaklaşıyor. Başarıyı neye bağlıyorsun İstanbul’da, tutarlı ve iyi bir gidişat var?

IKSV gibi bir kuruma bağlı, sene boyu da sürekli diri duran bir gelenekten besleniyor. İçerideki değişimlerden etkilenmiyorlar. Sürekli baştan başlamıyorlar diğer festivaller gibi. Ankara film festivalinde dernek sorunu var, diğer festivallerde politik durumlar etkiliyor.

SEKTÖREL ELEŞTİRİYE AÇIK DEĞİLİZ

İki film yazından ötürü savcılığa şikayet edildin, bunu da konuşalım isterim son olarak.

Bir tanesi Özen Film. Sektörel eleştiriye açık değiliz, onu öğrendim. Geceler Bizim adlı Alman vampir filmini, ABD ve İngiltere’de orijinal gösterilmesine karşın bizde İngilizce video dublajıyla gösterime soktular. Bu filme gitmeyin diye başlık attım. Korsan piyasasını da destekleyen bir tutumdu bu. Yanlış anlaşılmasın bir film eleştirisinde ‘gitmeyin’ demek kolaycılıktır, asla da demedim, demem… Neyse dava, ifade özgürlüğüne girdiği için lehime sonuçlandı. En son Biray Dalkıran savcılığa şikayet etmiş. ‘Trash film’ teriminin Türkçe karşılığı çöp filmdir. Ben de bu ifadeyi birkaç kez kullandım yazılarımda, çöp korku filmlerinin unutulmaz yönetmeni dedim, bunun üzerine ‘hareket’ olarak algılayıp şikayet etmiş. İfade verdim. Dava talebi düşecektir büyük ihtimalle.