ANALİZ

Nerede o eski aşklar!..

2017 yılı halkımıza ve bütün dünya halklarına huzur, kalıcı barış ve refah getirsin… Hatta… Onu “gavur icadı” zannedenlere bile…

Nerede o eski aşklar!..

Tarih, 31 Aralık 1971…

Mekân: Galata Kulesi restoran katı, İstanbul…

Orkestramızın (İstanbul Gölgeler) şefine daha önceden söylemiş olmama rağmen yine de itiraz edebilir kuşkusuyla çarpan kalbimin göğsümü terk edip fırlayacağından korkuyordum…

Benden sonra sahne alacak olan Mehmet Taneri’nin gelip gelmediğini öğrenmeliydim…

*

“Geldi” dedi salonun şefi…

Biraz rahatladım…

Salonun şefinin yanından orkestra şefimizin yanına gittim…

Her zaman olduğu gibi sahneden iner inmez sigarasını yakmış derin nefesler çekip göstere göstere havaya savuruyordu…

Böylece, sadece “dudak tiryakisi” olduğunu da kanıtlamış oluyordu, kendince…

*

“Şef” dedim saygılı bir ses tonuyla… “Biliyorsun; kız arkadaşıma gidicem… Mehmet Taneri de gelmiş… Yılbaşına girerken o söyleyecek… Ben artık gitsem diyorum da yani…”

*

Gündüz, sevgilimi okul çıkışı (Beşiktaş Kız Lisesi son sınıfta okuyordu.) alıp evine bırakırken, saat 24.00’te Barbaros’taki subay lojmanlarının önüne geleceğime dair söz vermiştim…

Ben aşağıdan, o pencereden bakışarak yeni yıla girecektik…

*

“Mehmet Taneri ile saat biri bulursunuz, sonra dansöz, sonra da oyun havası çalarsınız, bana ihtiyacınız olmaz” dedim Şef’e...

“Olur ama yövmiyeni yarın ya da öbür gün veririm…”

Bunu dedikten sonra sustu…

Sigarasından derin bir nefes daha çekti…

Gözlerini kıstı…

Alaylı bir ifadeyle yüzüme baktı… 

“Alatura da alamazsın”…

Şaka yaptığını anlamıştım…

Çünkü…

Bütün münasebetsizliğine karşın adil bir şefti...

Ve…

Şef’in o tatlı blöfünü görüp “Kabul” dedim.

*

Doğru asansöre koştum…

Ancak sürekli meşguldü...

Bu kez, Galata Kulesi’nin o köhne merdivenlerini koşarak inmeye başladım…

Sekizinci kattan aşağı ona buna çarparak giriş katına ulaştım…

Saat gece yarısı on ikiye 20 dakika var ya da yoktu...

*

Beyaz, kuyruklu 1965 model Şavrole (Chevrolet) bekliyordu kapının hemen önünde...

Otomobilin kapısını açıp bindim…

“Acele Barbaros’a çek”…

O yıllarda henüz saat uygulaması yoktu...

*

Arabaya bindikten sonra pazarlığa başladım.

“Kaç para alıcan benden?”

“İki onluk alırım.”

Elimi pantolon cebime attım, ne var ne yok çıkardım…

“Onbeş liram var.”

“Canın sağ olsun... Borcun olur”…

“Borcum morcum olmaz. 15 lira ile idare et”…

“Canın sağ olsun be abi…”

*

Ah be İstanbul ah…

Ah be gözünü sevdiğim İstanbul şoförleri…

Benim yaşım 20…

Şoför en az ellilik…

Ama bana “abi” diyor…

Hem de en güzel İstanbul lehçesiyle…

*

Neyse…

Bir aksilik olmazsa sevgilime söz verdiğim saatte yetişecektim…

Beyaz Şavrole önce bir yaylandı…

Ardından daracık sokaklardan bankalar caddesine, oradan da Tophane üzerinden (o zamanlar henüz tek yön uygulaması yoktu) Beşiktaş, Serencebey yokuşu ve Barbaros...

Trafik rahat olduğu için söz verdiğim saatten birkaç dakika önce vardım subay lojmanlarının önüne...

*

Sevgilim, babası (İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Kurmay başkanıydı.) ve annesi Harbiye Orduevi’ndeki yılbaşı balosuna gitmiş olmalarına rağmen, benimle yeni yıla göz göze girebilmek için bu fırsatı tepmişti...

*

Yüzümü lojmana döndüğümde onu pencerede beni beklerken gördüm...

Aramızda kuş uçuşu 30 metre mesafe vardı…

Ama…

Göz göze olduğumuz konusunda ikimizin de şüphesi yoktu...

*

Az sonra bütün İstanbul karanlığa gömüldü…

Belli ki 1971 yerini 1972’ye bırakıyordu...

O karanlıkta yine gözlerim penceredeydi...

Yeni yıla öylece girdik...

Birbirimize bakışarak ama gözlerimizi göremeyerek…

Sadece…

Göz göze olduğumuz hissederek…

Sadece aşk dalgaları göndererek…

*

Kaç dakika sonra bilmiyorum…

Birbirimize el salladık…

Ve ben sırtımı döndüm, dudaklarımda keyifli bir ıslıkla yürüdüm…

*

O zamanlar da “nerde o eski aşklar?” türü söylemler başlamıştı.

Oysa…

Bizim aşkımız çok övülen ve saygı duyulan aşklardan da daha çok övgüye ve saygıya lâyıktı...

Halen öyle…

Ve…

Öyle olmaya da devam edecek…

*

Evime gitmek için yola düştüğüm anda, cebimde beş kuruş para kalmadığını hatırladım…

Ne gam?..

Serencebey yokuşundan bayır aşağı yürürken dudaklarımdaki keyifli ıslık aylak bir ıslığa dönüşmüştü…

Ellerim paltomun ceplerinde, önüme rast gelen birkaç küçük taşı tekmeliyordum…

*

Düşünerek, hayaller kurarak yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm.

Taaa, Fatih Kıztaşı’na kadar…

Biliyorum ki şimdiki gençler içinde de benzer aşkı yaşayanlar var…

Ve…

Sonsuza kadar da olacak…

*

2017 yılı halkımıza ve bütün dünya halklarına huzur, kalıcı barış ve refah getirsin…

Hatta…

Onu “gavur icadı” zannedenlere bile…

Yakup MURAT

ÇOK OKUNANLAR
Yorumlar