RÖPORTAJ
ANASAYFA/RÖPORTAJ/Nazan Şara Şatana: Benim malzemem insan!

Nazan Şara Şatana: Benim malzemem insan!

Nazan Şara Şatana: Benim malzemem insan!

Uzun süredir yazarlık yapan, şiirleri olan, senaryo çalışmalarına imza atan çok yönlü isimle Sayım Çınar keyifli bir söyleşi gerçekleştirdi.

  Eklenme Tarihi: 13 Şubat 2015 11:55 Güncelleme: 13 Şubat 2015 11:55
- - -

GAZETECİLER.COM - ÖZEL İÇERİK
SAYIM ÇINAR
sayimc@superonline.com

Nazan Şara Şatana en son Destek Yayınları etiketi ile raflarda yerini alan Topkapı Şifresi adlı romanın yazarı. Uzun süredir yazarlık yapan, şiirleri olan, senaryo çalışmalarına imza atan çok yönlü isimle Sayım Çınar keyifli bir söyleşi gerçekleştirdi. Ortaya Türkiye’de kadın yazar olmaya dair önemli bir sohbet çıktı.

Deneme

Gazeteci olduğunuzu biliyoruz, senaryolar yazıyorsunuz, şiirleriniz var, ressamsınız aynı zamanda. Uzun yıllar da turizmcilik yaptınız. Yazarlık nasıl oluştu?

Gazeteciler güzel yazarlar. Her zaman bir şey eklersiniz haberlere, kadın gazeteci olunca daha da fazla yaşanır bu. Malzemem hep insan oldu. Turizmcilik yaparken de insanlardan faydalandım. Birebir hikayelerden çok beslendim. Dedemin hikayesiyle başladım aslında. Dedemin hikayesiyle ilk kitabımı yazdım.

Türkiye’de kadın yazar olmak, dahası polisiye kadın yazar olmak ne anlama geliyor sizin için?

Aile geleneği aslında. Babamdan dinlediğim çok enteresan hikayeler oldu, bir çeşit dedektifti. Polisiye olayları birebir onun ağzından dinledim. Güçlü kadın karakterler işliyorum çünkü Türk kadını çok güçlü. Erkekler baskındır bizde ama kadınlar da çok iyi idare eder onları. Hep zanneder aslında erkekler gücün onlarda olduğunu. Doğuda, Karadenizde her yerde aynı bu durum. Sırtlarında çocuklar bir yandan da çalışırlar. Büyükşehirlerde de aynı durum söz konusu.

Deneme

Topkapı Şifresi’nde de yine çok güçlü kadınlar görüyoruz. Ne kadarı sizi yansıtıyor?

Her yaratılan karakterde kendimden bir parça var tabii. Osmanlı kadınları çok güçlüdür. Hürrem Sultan en popüleri bu ara ama aslında hepsi öyledir. Benden parçalar da var tabii.

Topkapı Şifresi günümüzle tarihi harmanlıyor. Bu fikir nasıl doğdu?

Günümüzde yaşayan bir şehzade var, arka kapağa da görüş verdi hatta. 5 sene önce yazmıştım bu kitabı, romanı okuduktan sonra çok beğendiğini iletti. Mühürü de ilk kez burada görüyoruz, Osmanlı mührü. Nice’e gitmiştim uzun yıllar önce. Mimari yapısı özeldir, güzel konaklar vardır. Eski bir konak gördüm orada, Türkçe konuşan güvenlik vardı. Sürgün edilmiş hanedan soyundan insanlar olduğunu öğrendim. Böyle başladı fikir. İktidar olmadıkları halde kendi içlerinde şehzade ve sultan olarak devam ediyorlar, Osmanoğlu soyu sonuçta. Fransa’da, Almanya’da tanıştım böyle ailelerle.

KİTAP ŞU AN ÜNLÜ BİR YAPIMCININ ELİNDE

Dan Brown fırtınası esiyor tüm dünyada. Sizin kitabınız da farklı dillere çevrilse mutlaka ilgi görecektir.

Ben bizden bir şeyler bulacaklarına inanıyorum. Farklı dillerde olmasını bunun için arzu ediyorum. Ünlü bir yapımcının elinde şu anda kitap. Kızım Elif Amerika’da bir yapımcıyla ulaştırdı. Osmanlı’ya bir ilgi var takdir edersiniz ki.

Deneme

Mevlana da geçiyor romanda. Avrupalılar ne kadar anlıyor Mevlana’yı sizce?

Bence onlar bizden daha iyi biliyor. Dünyada 186 yerde dergah var. Mevlana’yı ziyaret edenler bizden çok onlar. Mevlana bana göre dönüştürücü biridir. Ben daha farklı bakardım dünyaya, hoşgörünün ne kadar önemli olduğun onunla anladım. Pozitif enerji negatif enerji aslında ilk Mevlana’da geçer. Aşkı anlatmış, ilahi aşkı anlatmış. Bunlar çok önemli.

Fatih Sultan Mehmet’i çok iyi çalışmışsınız.

Ayrı bir ilgim vardır. İstanbul sevdalısıyım. İstanbul’u alan bir isimden bahsediyoruz. İyi bir şairdir, savaş adamıdır. Üstelik onu gördüm. Gerçekten birini görmek isterseniz bunu başarıyorsunuz. Biliyorsunuz çok genç bir yaştan fethetti İstanbul’u.

Fatihcanhan Şehsuvarhan iki zıt karakter ve romanda bu zıtlığı yaşıyoruz. Bu zıtlığı nasıl kurdunuz?

İkisi de sevdiğim isimler. Akraba kavgaları çok fazla Osmanlı’da. Ben de bunu romanıma yansıtmak istedim. Artı ve eksi koymalıydım, bunun yolunu da böyle buldum.

Deneme

TÜRK KADINI YILMAZ BEN DE YILMADIM

Türkiye’de yazar olmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eşim olmasa yazamadım. Türkiye’de kitap yazarak para kazanan çok az insan var. Telif konusu çok sorunlu hepimiz biliyoruz. Bu bir sevdadır, sevdaya tutulunca gerisini görmüyorsunuz. Büyük reklamlarla satılıyor kitaplar. Kolay yazan çok isim de var. Benim durumumda yıllarca çalıştım, yayınevi arayışım zorluydu. Magazin yönünüz varsa daha kolay oluyor işler. Ama demin de söylediğim gibi Türk kadını yılmaz, ben de yılmadım. Yabancı arkadaşlarım çok fazla, Almanya’da bir yazar inanamayacağınız hayatlar yaşıyor.

Okurla bir araya gelmek size neler katıyor?

Yazarların alkışı okurlarına kitap imzaladıkları anlar. Bunun için farklı şehirlere gidiyorum. Okurun hislerini öğrenmek benim için çok önemli. Beğeniyi duymak her şeye bedel. Diyarbakır memleketim, orada o kadar mutlu zamanlar yaşadım ki. Gençler geldi, sohbet ettik.

Belkıs Akkale ile yakın dostsunuz. Neler yaşadınız?

İkimizin de geriye bir şey bırakma duygusu vardı. Geriye önemli, güzel bir şeyler bırakmak çok önemliydi bizler için. hayatımız da böyle geçti. Onun okurluğu da dostluğu da benim için çok önemli.