ANALİZ
ANASAYFA/ANALİZ/Müslüman aleminde bir gezinti

Müslüman aleminde bir gezinti

Müslüman aleminde bir gezinti

Gelin belli başlı Müslüman toplumlarını şöyle bir gözden geçirelim:

  Eklenme Tarihi: 03 Mart 2018 11:35 Güncelleme: 03 Mart 2018 11:45
- - -

Gelin belli başlı Müslüman toplumlarını şöyle bir gözden geçirelim:

TÜRKİYE

Sünnî Hilafet sahibi Osmanlı’nın mirasçısı olarak laikliği seçmiştir.

Batı’ya yaklaşmıştır ve yeni bir alfabe, yeni bir dil benimsemiştir.

Bölgesel stratejisini Batılı müttefiklerinin beklentileri doğrultusunda belirlemiş ancak, son 6 yıl hariç bütün enerjisini “dengelerin korunmasına” harcamıştır.

İRAN…

Şii’dir, dili Farsçadır ve İslam âleminin diğer kollarına tarihi olarak mesafelidir.

Safevî hanedanlığından bu yana, İran’ın yerel politikası bölgenin geri kalanıyla daima tezat oluşturmuştur.

Batı destekli Pehlevî hanedanından sonra yönetimi ele geçiren mollalar, İran’ı hem Batı’dan hem de komşularından külliyen uzaklaştırmıştır.

Ruhani bu yönü yeniden Batı’ya doğru değiştirmek için çabalamaktadır…

Ve fakat pek de kolay görünmediği de aşikârdır…

IRAK

Çok farklı etnik toplumlardan oluşan Irak’ı İkinci Dünya Savaşı sonrasında İngilizler kurmuştur.

70’li yıllarda yönetimi ele geçiren diktatör Saddam Hüseyin, 80’li yıllarda arkasına Batı desteğini alarak İran’daki molla rejimiyle savaşmıştır…

Ancak…

Daha sonra gaza gelip (Gaza getirenin Amerika mı yoksa silah sektörü mü olduğu halen anlaşılamamıştır.) ABD korumasındaki Kuveyt’e de saldırınca “kötü adam” ilan edilmiştir.

Buna rağmen o yıllarda “dengelerin korunması adına” liderlikten düşürülmeyen Saddam, “dengelerin artık bir işe yaramadığını” saptandığında (2003), devrilmiş, ülkesi işgal edilmiştir.

İşgal tam anlamıyla Pandora’nın Kutusu’nu da açmış, başta Kürtler ve Şiiler olmak üzere, ülkedeki bütün etnik ve ırksal gruplar birbirine girmiştir.

MISIR…

1960’larda Ürdün ve Suriye ile birlikte İsrail’e karşı giriştiği savaşlarla ortalığı karıştırınca barışçıl olması için ABD tarafından “satın alınmıştır”.

Göstermelik bir demokrasidir.

Ülkede 20’nci yüzyılın tamamında etkinlik gösteren radikal Müslümanlar ile laik Arap milliyetçileri kendi aralarında anlaşamadıkları için, “siyasi istikrar” yönetimin Batı’yı fazla kızdırmayacak kişilerce ele geçirilmesinden ibarettir.

“Arap Baharı” adı altında ağır bir Müslüman Kardeşler iktidarı yaşadıktan sonra silahlı kuvvetlerin darbesiyle yine en başa (Despotizm.) dönmüştür…

ÜRDÜN

Yine İngilizlerin kurduğu ve başına geçirdikleri hanedanın –birkaç önemsiz ve başarısız girişim haricinde- Batı yanlısı siyaseti sebebiyle İslam âlemi içinde kimse ciddiye almamaktadır..

KUVEYT…

Saddam’ın gerzek işgalinden sonra ABD için “kurtarılmış bölge” haline gelmiştir.

Petrol geliriyle gül gibi geçinip gitmekte ancak ABD’ye verdiği destek sebebiyle hem radikal dinci, hem de sol eğilimli Müslümanlar arasında nefretle anılmaktadır.

SURİYE…

Esad hanedanının denetiminde Kuzey Kore gibi içine kapalı bir ülkedir.

Yıllarca Türkiye’ye yönelik terör eylemlerine hamilik etmiştir.

Sosyalist Baas Partisi, yükselişe geçen radikal Müslümanlar tarafından desteklenmediği için İslâm toplumunda da yalnızdır.

ABD’nin son zamanlarda artan suçlamaları karşısında ihtiyaç duyduğu desteği bulamayan Beşar Esad, radikal Müslümanlar tarafından devrilmek istendiğinde orduyu kullanmış, milyonlarca Suriyelinin ülke dışına, milyonlarcasının da ülkenin başka bölgelerine göç etmelerine sebep olmuştur.

Sonunda…

Babasının teslim olduğu Rusya’dan sonra İran’a da kendini teslim etmiş, son zamanlarda ise Türkiye’nin “yeniden” dostluğunu kazanabilmek işin yırtınmaktadır.

SUUDİ ARABİSTAN…

Devasa petrol gelirleri sayesinde yönetici hanedanın zevk-ü sefa içinde yaşadığı, geri kalan halkın ise şeriatın yumruğu altında ezildiği bir tuhaflıklar ülkesidir.

Radikal dinci terörün en büyük destekçileri bu ülkeden çıkmaktadır.

Ancak…

ABD’nin bölgedeki en büyük üsleri de Arabistan’da bulunmaktadır.

İslamî teröre temel teşkil eden Vahabî geleneği, Arabistan hanedanının resmi tarikatıdır.

Ve fakat…

Bu Vahabîlerin Osmanlı’ya karşı bağımsızlığını ilan ederek devletleşmesini sağlayan yine İngilizlerdir.

FİLİSTİN…

İsrail’in yayılma politikası sebebiyle toplama kampı görünümünde iki buçuk şehre sıkışmıştır.

Filistinliler Arafat önderliğindeki sosyalist hareketleri sebebiyle radikal Müslümanlar arasında pek sevilmezdi.

Ancak…

Bugün Filistin toplumuna radikal Müslümanlar hâkimdir.

Bu da Filistin’in 20 yıl öncesine kadar dünyanın büyük bölümünde “özgürlük hareketi” gibi görülen direnişinin şimdilerde “terör rejimi” olarak lanse edilmesini kolaylaştırmaktadır.

Filistinliler de eylemleriyle İsrail’in bu iddiayı sürdürmesine yardımcı olmaktadır.

LİBYA…

Sosyalistti.

Diktatör Kaddafi ülkesini ekonomik ve altyapısal açıdan geliştirmeyi başarmışsa da…

İslâm âlemindeki diğer tüm ülkelerle kanlı bıçaklıydı.

Uzun yıllar düşmanca siyaset yürüttüğü Batı’ya bile yaklaşabilirken, İslam âlemine karşı “Ne haliniz varsa görün, beni işin içine katmayın!” tavrındaydı.

Yıkılıp giderken yanında Türkiye bile yoktu…

AFGANİSTAN…

Sovyetler Birliği ile savaşırken “Rambo” radikal dinci Taliban’ın saflarındaydı. Şimdi ise ülkeyi Taliban’la savaşan daha “şık” bir Rambo yönetiyor. Ülke, Orta Asya’nın zengin yer altı kaynakları ile Batı’ya açılan Akdeniz havzası arasındaki en kestirme geçiş yolu üzerinde olduğu için de stratejik önem taşımaktadır...

PAKİSTAN…

Hindistan’daki Müslümanlar Hindularla çatışmasın (!) diye İngiliz denetiminde kurdurulmuştur.

Nükleer gücü itibarıyla “Başına asla radikal dincilerin geçmesine izin verilmemesi gereken” bir İslâm ülkesi olduğu için, Batı’nın kontrolü asla elinden bırakmadığı, bütün siyasal iktidarları (Asker olanlar dâhil.) Batı’nın tayin ettiği bir Müslüman ülkesidir.

Ancak…

Kuzey’deki özerk bölgelerinde şeriat düzeni hâkimdir.

BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ…

Petrolden elde ettikleri gelirleri muazzam turistik yatırımlara dönüştürürken, oyunu dışarıdan izlemeyi tercih etmektedir.

MALEZYA VE ENDONEZYA…

Sık sık karşılaştıkları siyasi istikrarsızlıklara rağmen özellikle son dönemde ekonomik ve kültürel gelişimlerinin gereklerini yerine getirmiştir. Ancak onlar da İslam âleminin “Merkez Üssü”ne uzaklıkları ve kendi iç işlerini (bölge ülkeleriyle ilişkilerini) daha çok önemsemeleri sebebiyle genel İslam siyaseti açısından yeterince etkin değildir.

YORUM SİZİN…

İç siyaset konusunda kafam çalışmadığı için ben de size işte bu sıradan çalışmayı yaptım.

Siz de ahvali yorumlayıverin artık efendim…

YORUM YAZINMüslüman aleminde bir gezinti haberine yorum yapın

fb tw gp rs Yukarıdaki hesaplarınızdan biri ile yorum yapabilirsiniz
Adınız ve soyadınızla doğrudan da yorum yapabilirsiniz
TÜM YORUMLAR 0 YORUM