RÖPORTAJ
ANASAYFA/RÖPORTAJ/Şirin Sever: 'Televizyon müthiş bir deneyimdi, keşke yine...'

Şirin Sever: 'Televizyon müthiş bir deneyimdi, keşke yine...'

Şirin Sever: 'Televizyon müthiş bir deneyimdi, keşke yine...'

Sayım Çınar Şirin Sever'le gazeteciliği, sektörü, popüler kültürün hayata yansımalarını konuştu...

  Eklenme Tarihi: 11 Temmuz 2014 11:31 Güncelleme: 11 Temmuz 2014 11:31
- - -
GAZETECİLER.COM - SAYIM ÇINAR - ÖZEL İÇERİK

Sayım Çınar genç yaşına rağmen önemli medya deneyimine sahip bir isimle, Şirin Sever'le gazeteciliği, sektörü, popüler kültürün hayata yansımalarını konuştu... Yakın dönemde tekrar beyaz ekranda boy göstermesi beklenen gazeteci Sever önemli açıklamalarda bulundu.

Şu an yöneticiliğini yaptığı Milliyet Cadde için de "Politikanın sıkıcılığından, tekdüzeliğinden, hayatın karamsar yanlarından bıkan insanlar için renkli, eğlenceli, kıpır kıpır bir ek hazırlıyoruz" diyor.

- Uzun yıllar Sabah'taydın, şimdi Milliyet Cadde'de görev yapıyorsun. Yazı işleri kökenlisin, lifestyle bir ek yapıyorsun. Günlük popüler kültüre dair önemli haberlere imza atıyorsunuz. Hedef kitleniz kim?

'Kadınlara yapıyoruz' ya da 'işadamlarına yapıyoruz' gibi spesifik bir tanımlama yapamam. Çünkü çok net biliyorum ki, pek çok işadamının da önceliği, gazetenin içinden önce bu eki çekip okumak!

Bu günlük life style eklerde her renk, hayata dair pek çok şey var çünkü. Gece hayatı desen giden gitmeyen herkes ilgili... Magazin desen maşallah herkesin uzmanlık alanı... Sağlık desen herkes bakıyor, merakını gideriyor... Sinema tiyatro gibi kültür-sanat dünyası desen, ana gazetelerin sayfalarına sığdıramadığı pek çok bilgi, duyuru, röportaja ihtiyaç var... Özetle, hayatın renkli kısımlarıyla ilgilenen, popüler kültüre meraklı, tek düzelikten, politikanın renksiz hallerinden ve sıkıcılığından kaçan okuyucular için ek hazırlıyoruz.

Deneme

- Son bir yıldır siyaset çok gündemde... Hatta magazini de solladı. Neden sence?

Çünkü Türkiye'deki siyaset gündemi sokaktaki insanın hayatını birebir ilgilendiriyor; sadece TBMM çatısı altında kalacak tartışmalar değil. Gezi olayları da bu durumu çok etkiledi. Apolitik olmasını beklediğimiz çoğu insan, sokaklara çıktı, kendi hayatıyla ilgili sözünü söylemek istedi. Belediye seçimleri de bu sürecin yansımasıydı, şimdi cumhurbaşkanlığı seçimi de öyle...

Aslına bakarsan politik tartışmaların bu denli gündemimizde olmasının sebebi, biraz da sosyal medya. Her konuda ahkam kesen insanlar, onlara cevap yetiştirenler, ötekine laf atanlar o kadar çoğaldı ki, herkes politikayla haşır neşir sanıyoruz.

- Sabah gazetesinde ciddi röportajlar yapıyordun. Ne anlama geliyor röportaj senin için?

Mesleğin en zevkli, en eğlenceli kısmı diyebilirim. Hayatımda merak ettiğim pek çok insanla yüz yüze gelmek, tanışmak, söyleşmek, onlara sorular sormak, iç dünyalarında dolaşmak şahane bir iş ve acayip bir lüks! Çok da güzel işler yaptım, şükür ki doydum! Artık o kadar da bayılmıyorum...

Deneme-Neden? Artık yapmak istemiyor musun?

Günaydın'da röportajlar yaparken, Elçin Yahşi'nin isteğiyle Pazar Sabah'ta röportaj yapmaya başladım. Elçin röportajlarıma çok değer verdi, çok iyi kullandı, gerektiğinde iki tam sayfasını verdi, o dönem yazıişleri de birinci sayfadan hakkını vererek anonsladı, benim de iştahım arttı.

Bir kere röportaj paket bir iş... Sen iyi şeyler çıkardığında, yazı işleri de onu iyi sunacak. O zaman yaptığın iş gelişiyor, güzelleşiyor, ses getiriyor. Ayşe Arman'ın sunumu da her zaman iyi oldu, o röportajlara değer verildi. Onun iyi röportajcılığının yanında, bu detay da çok önemliydi.

Fakat son dönemlerde bazı gazetelerin yazı işlerinde kimseyi parlatmamak üzerine bir fikir birliği, bir istememe hali var ne yazık ki. Dahası röportajlara karışmak, 'onla yapamazsın, şununla yap' gibi dayatmalar var. Geneli kastederek söylüyorum. E niye yorasın ki kendini?

-Milliyet'e de röportaj yapmak için geldin aslında, değil mi?

Evet Sabah gazetesi artık benimle çalışmak istemeyince, Aslı Çakır "Bizim Pazar ekimize röportaj yapar mısın?" dedi. Ben de 'nasılsa boşum, neden olmasın' dedim. Fakat iki-üç ay sonra Cadde eki teklif edilince devam edemedim. 7 gün çıkan günlük bir ekle röportaja yetişmek çok zor. Eskiden nasıl yapıyormuşum, hayret ediyorum!

Ayrıca o kadar çok röportaj yapan var ki, overdose oluyorum... Çok özel bir isimle konuşulmuşsa, merak ettiğim bir konuysa okuyorum, çoğuna bakmıyorum!

"EDİTÖRSÜN YA, DUBLE CHECK YAP GÜZEL KARDEŞİM"

- Sabah'ta çok yönetim değişikliği oldu, sen ise çalışmaya hep devam ettin. Ayrıldıktan sonra neler hissettin?

Hem sevindim, hem üzüldüm... Bir kere küçücüktüm orada işe başladığımda. Marmara gazetecilik biter bitmez girdim; orada büyüdüm, olgunlaştım, hatta yaşlandım! Dile kolay 16 yıl oldu. İnsan haliyle sudan çıkmış balığa dönüyor o kadar yıl çalıştığı yerden ayrılınca.

Bir yandan da iyi oldu, artık Sabah'ın ruhu, tüm insanlar değişmişti. Aynı dili konuşamadığın insanlarla nasıl çalışacaksın ki? Dünyanın sonu değilmiş diyorsun.

-TV programı da yaptın aynı kurumun kanalı AHaber'de?

Jurnal isimli bir program yaptık. Artık sıkıldığım ve bana tekdüze gelen bir işe dayanmamı sağlayan tek şey o televizyon programıydı. Çok severek yaptım, hafta içi beş gün canlı yayın yapmak müthiş bir deneyim oldu benim için.

-Bir televizyoncu olarak çok önemli buluyorum seni. Diksiyonun, duruşun, üstelik dersine çalışan birisin. Şu anda bir teklif var mı?

Çok isterim, olsa keşke ama şu an yok. Kısmet işi bunlar.

Deneme

- Popüler kültür karakterlerinden bahsettik... Medya içinde çok zor kişilikler var, bunlarla çalışmak da zor olmalı. Sen kendini nereye koyuyorsun?

Sadece üstlerin değil, yönettiğin insanlar da çok zor olabiliyor. Bi kere yeni bir jenerasyon var ve onlarla çalışmak çok daha zor. "Bunu yanlış yapmışsın" dediğinde "Ama ben bunu bilmek zorunda değilim ki" diyen tiplerden bahsediyorum. Bilmek zorunda değilsin ama editör olarak gerektiğinde double check yapmak zorundasın ya güzel kardeşim! Buna kafası basmayan bir kitle var ve gazetecilik yapmak istiyorlar!

Benim kendimi nereye koyduğuma gelince... Hiçbir yere koymuyorum; kimsenin adamı olmadım, sadece işimi yaptım. O yüzden Sabah'ta üç patron, üç yayın yönetmeni değiştiğinde ben oradaydım, her zamanki işime devam ettim. Ama her patron ya da yayın yönetmeni değiştiğinde, seni ilk iş onlara şikayet eden insanlar olmadı mı etrafımda? Her an çelme takmaya hazır, her an hatanı bekleyen, en ufak yanlışında odasında gülen karakterler yok muydu? Oldukça boldu. Ama sen işini iyi yaptığın sürece, o yapılanların hepsi bumerang gibi onlara dönüyor, senin hiçbir şey yapmana gerek kalmıyor.

"GÜZELLİK ÖNE ÇIKARIR AMA BİR YERE GÖTÜRMEZ"

- Cadde, Kelebek, Makaron... Birçok ek var piyasada ama Cadde daha farklı görünüyor aralarında...

Bakış açın yaptığın gazeteye de yansıyor. Ben çok dergi karıştırırım, hangi gazete hangi haberi nasıl vermiş incelerim, o yüzden mizanpajdan da anlarım az biraz. Haber seçiminde de domuzumdur; önüme gelen her haberi kullanmam, saçma ve uçuk bulduklarımı, bana inandırıcı gelmeyen haberi istemem, saçma sapan bültenlere yüz vermem. Kullandığımız dile de maksimum özen göstermeye çalışıyoruz; seksist yaklaşımlardan kaçınıyoruz. Erken baskıdan dolayı öyle hızlı hareket ediyoruz ki, arada yanıldığımız, yanlış yaptığımız da oluyor elbette. En azından iyi niyetli ve empati duygusuyla hareket ettiğimizi bilsin insanlar.

Deneme-'Kadının, güzel olduğunun farkında olanı tehlikelidir' savına inanıyor musun? Özellikle medya dünyasında?

Güzellik öne çıkarır, dikkat çeker ama seni bir yere götürmez. İşi bilmiyorsan, çalışkan değilsen, ortalama bir zekan yoksa, bir de üstüne sadece kafan kötülüğe, dedikoduya çalışıyorsa pardon ama güzel olsan kaç yazar!

-Medyada sadece hoş kadın imajıyla var olan insanlar var. Bu isimler için ne düşünüyorsun?

Sadece hoş kadın imgesiyle var olanlar köşe falan yazıyor, onlara gazetecilik yapıyor denemez. Sadece 'hoş kadın' imgesi gazetecilik yapmaya yetmez çünkü! Böyle durumlarda olanlar için de şunu söylemek lazım; fazla özgüven patlaması ve hırs büyük risktir, insanı bir anda bitirebilir. Hata listene dönüp bir bakacaksın arada.

-Promosyon seyahatlere katılan çok gazeteci oluyor ama seni hep masanın başında görüyorum. Sen nasıl bakıyorsun bu gezilere?

Ben de katılıyorum arada sırada. Bunun dengesini kurmak lazım; körü körüne bir markayı pohpohlamak başka; deneyimlediğin ve okura anlatmaya değer şeyi dosdoğru anlatmak başka şey.

-İnternet sitelerindeki galeri haberciliğini nasıl değerlendiriyorsun?

Ana fikre ulaşmak için bir haberi 25 kez tıklayamam; böyle bir sabrım da, vaktim de yok! Ama foto galeri seven bir kitle var demek ki; tıklanma rakamlarına bakınca. Gazete okumayı sevmeyenler için bol görsel kullanmak işi kolaylaştırıyor sanırım.

"HERKES KENDİNİ MUTLU ETMENİN YOLLARINI ARIYOR"

-Artık öyle romanlar yazılıyor ki, gerçek hayatın karakterleri romanda geçiyor. Tuna Kiremitçi'nin kitabı öyle, videolarıyla desteklenen başarılı bir kitaptı, magazin romanıydı. Sen Türkiye'deki yayıncılığın popüler kültürden beslendiğini düşünüyor musun?

Gazetelerin günlük ekleri bu kadar talep görüyorsa ve okunuyorsa, kitaplar da pekala popüler kültürden faydalanabilir. Magazine, gözetlemeye, başkalarının hayatına, ilişkilere, dizilere merak var. Bunlarla ilgili her şey de bir kitabı okutturmanın ve sattırmanın kolay yolu olabilir.

-Tuna Kiremitçi Aydınlık'ta yazıyor, romancı, aynı zamanda müzisyen... Bu kadar işi bir arada yapmak avantaj mı, dezavantaj mı sence?

Sadece o mu? Ata Demirer de albüm yaptı mesela... Kürşat Başar da hem yazıyor, hem müzikle ilgileniyor. Çok yönlü insanların farklı yönlerini göstermek istemesi son derece doğal. Alıcı buluyordur, bulmuyordur önemli değil, kendilerini mutlu etmenin yollarını arıyor herkes. Keşke benim de farklı uğraşlarım olsa, onları hayata geçirsem, ne kadar isterdim! Mesela sinemaya çok meraklıyım, o mevzulara dalmak isterdim...

Deneme-Nuri Bilge Ceylan'ın son filmini izledin mi?

Çok beğendim 'Kış Uykusu'nu. Oyunculuklar muhteşemdi, bu kadar az konuşarak insanların ruh hallerini anlatabilmek inanılmaz bir yönetmenlik becerisiydi. En önemlisi, sinemadan çıktıktan sonra da filmin bitmemesi, tartışmaların beyninde sürüyor olmasıydı. Gerçekten etkileyici bir film, ödülü sonuna kadar hak etmiş. "Filmde konu yok" eleştirilerine de katılmıyorum; anlayana o filmde konu çoktu.

"KİMSE NE YAPACAĞIMI SÖYLEYEMEZ"

-Ünlülerle yakınlaşıyorsun, arkadaş oluyorsun belki. Nasıl tutturuyorsun dengeyi bir gazeteci olarak?

Zaman zaman görüştüğüm, oturup konuştuğum, bir kahve içtiğim, çok da sevdiğim ünlüler var ama arkadaş kontenjanımdalar diyemem. Bir sohbet ortamındaysam, haber değeri de olan bir şey varsa yazmadan önce izin alırım. Onun dışında bana söyledikleri herhangi bir şey haber değeri taşıyorsa, haber yaparım. Onların isteklerine göre haber koymam ya da çıkarmam.

-Deniz Seki kayıp, arama kararı çıktı. Nasıl değerlendiriyorsun bu süreci?

Deniz Seki günah keçisi oldu ne yazık ki. Bu durumu yaşayan ve elini kolunu sallayarak gezen çok insan var. Üstelik bu kadın yattı, cezasını çekti, pişman da oldu. Kişiye göre muamele yapılması üzücü ve adaletsiz.

 

sayimc@superonline.com