MEDYA KÖŞESİ

Fehmi Koru yazdı: Sözcü yazarlarına kızılıyor ama...

Basın özgürlüğünün kötüye kullanılmasından doğan sıkıntıların giderilmesinin yine özgür basınla mümkün olduğunu söyleyen Fehmi Koru, Sözcü yazarları hakkındaki FETÖ davasına ilişkin kendisine yöneltilen eleştirilere köşesinden cevap verdi.

Fehmi Koru yazdı: Sözcü yazarlarına kızılıyor ama...

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma sonucunda, Sözcü gazetesinin 3 yöneticisi ile yazarları Emin Çölaşan ve Necati Doğru hakkında "FETÖ'ye üye olmamakla birlikte örgüte yardım etmek" suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis istemiyle iddianame düzenlenmişti.

Fehmi Koru konuya ilişkin yazmadığına dair okuyuculardan aldığı eleştiri nedeniyle hayal kıırıklığı yaşadığını söyledi.

Medya ve genel olarak basın özgürlüğü konusunda yazdığı tüm yazıların onlarla ilgili olduğunu ifade eden Koru,  "Elinde kalem olan insanların, ben veya başkaları yazdıklarını beğenmesek bile, kendilerini özgürce ifade edebildikleri bir Türkiye’den yanayım.Herkesin benim gibi düşündüğü, benimle aynı görüşleri savunduğu bir medya ortamını ülkeme yakıştıramam." dedi.

Sözcü yazarlarına kızılıyor ama… Özgür basın herkese lazım…

Birkaç okur birden “Sözcü gazetesi yazarları hakkında ‘FETÖ’cü olmasalar bile FETÖ’ye yardımcı oldukları’ iddiasıyla açılmış davayla ilgili neden yazmıyorsunuz?”diye sorunca biraz hayal kırıklığına uğradığımı itiraf ederim.

Medya ve genel olarak basın özgürlüğü konusunda yazdığım her yazı aslında onlarla da ilgili çünkü.


Elinde kalem olan insanların, ben veya başkaları yazdıklarını beğenmesek bile, kendilerini özgürce ifade edebildikleri bir Türkiye’den yanayım.

Herkesin benim gibi düşündüğü, benimle aynı görüşleri savunduğu bir medya ortamını ülkeme yakıştıramam.

Darbe girişimi uğursuzdu ve ülkenin kimyasını bozdu
Konunun o yazarların ‘FETÖ’cü veya FETÖ denilen yapının destekçisi olup olmadıkları yönü günümüzde daha fazla tartışılıyor. Oysa konunun ‘basın özgürlüğü’ ile ilgili yönü daha önemli.

Türkiye’nin kimyasını bozan 15 Temmuz uğursuz darbe girişiminde oynadıkları rol bakımından FETÖ denilen yapıya tepkiler anlaşılır bir şey; ancak Sözcü‘nün haklarında dava açılmış yazarlarının durumları o yönden de pek uyumlu değil.

Emin Çölaşan ve Necati Doğru‘nun FETÖ’yü desteklemek gibi bir amaçları olması mantıklı değil. Onların siyasi iktidar/lar ile dertleri var ve suçlandıkları yazılar dikkatle okunduğunda birilerini övmekten çok iktidarı yermek gayreti hemen fark ediliyor.


Her iki yazar yalnızca bugünkü iktidara karşı kalemlerini bilemiş de değiller; bütün yazı hayatları boyunca iktidarlara karşı kendilerini konumlandırmış yazarlar bunlar.

Söz gelimi, Emin Çölaşan, 1991 genel seçimi sonrasında, DYP ile SHP arasında kurulmak istendiği halde zorluklarla karşılaşılan koalisyon hükümetinin oluşumuna iki partiden yakınlarını (DYP’den halaoğlu Hüsamettin Cindoruk ile DPT’de birlikte çalıştığı SHP’li Hikmet Çetin‘i) evinde bir araya getirerek katkı verdiğini kendisi itiraf etmişti.

O hükümet gayretleriyle kuruldu, fazla zaman geçmeden Çölaşan kurulmasına katkıda bulunduğu hükümeti de kıyasıya eleştirmeye başladı.

Aynı tutum, DSP’li hükümet döneminde, Bülent Ecevit‘e karşı da görülmedi mi?

Yazarlık kariyerini iktidarlara karşı konum almak üzerine kuranlar az değil ülkemizde.

Sorun şurada: Bu tür yazarların bu tavırlarına müsamaha edilecek mi?


Basın özgürlüğünü istismar edenin hakkından yine basın özgürlüğü ile gelinir
Benim tavrım belli: Yazarlar hangi eğilimden olursa olsunlar görüşlerini herhangi bir kısıtlamaya uğramadan özgürce ifade edebilmelidir. Bunun neredeyse tek bir sınırı vardır: Hakaret…

Özgür basın ortamında, yanlışa sapan, kasıtlı yalana başvuran, gerçekleri eğip büken tipler elbette olacak, o tiplerin yazdıklarından hoşlanmayan insanlar rahatsızlık da duyacaktır. Ancak, aynı özgür ortamdan yararlanan başka yazarlar da, çarpıtmalara cevap verme imkanı bulacakları için, gerçekler o sayede ortaya çıkacaktır.

Nitekim, uzun yıllar boyunca onlar yazdılar, ama cevaplarını da aldılar.

Hakaret söz konusu olduğunda araya yargı da girdi.

Ancak yargının hakaret içermeyen yazılar konusunda devreye girmesi yanlıştır.

Darbe girişiminden hemen sonra sıcağı sıcağına açılmış bir dava da değil bu; aradan bunca zaman geçti ve dava artık daha serinkanlı düşünülebilecek günümüzde açılıyor. Serinkanlı düşünmek bu tür adımların atılmasını engelleyebilirdi.

Üstelik Olağanüstü Hal (OHAL) de yok artık.

Balyoz davasını rayından çıkaran, bir ‘darbe’ hazırlığını dava konusu yapma amacıyla başlayan soruşturmanın, böyle bir niyetle uzaktan yakından ilişkisi bulunmayacak bazı isimleri de aynı çuvala koyma hokkabazlığı olmuştu.

Gazeteciler, sivil toplum önderleri, ‘darbe’ fikrine karşı askerler-siviller ve hatta dönemin genelkurmay başkanı hapislere düştüler, bu yüzden mağduriyetler yaşandı.

İyi mi oldu?

Sonucuna bakıldığında bu soruya hiç de “İyi oldu” cevabı verilemeyeceği ortada.

Yarından bugünlere bakıldığında da aynı türden olumsuz bir değerlendirme yapılması herhalde arzu edilmemeli.


15 Temmuz darbe girişimi ardından Türkiye’nin kimyası bozuldu. 250 kişinin hayatını kaybettiği, TBMM’nin bombalandığı uğursuz bir girişimdi o. Kendine güvenen ve o güvenle “Darbeler dönemi artık kapandı” denilebilen bir ortamda girişildiği için de büyük hayal kırıklıkları yaşattı.

Tepkiler bu açıdan normal.

Ancak yine de anayasada yer alan ülkenin ‘demokratik’ ve ‘hukuk devleti’özelliklerinin zedelenmesine de izin verilmemeli.

Özellikle de ‘basın özgürlüğü’ konusunda titizlik gösterilmeli.

Unutmayalım: Basın özgürlüğünün kötüye kullanılmasından doğan sıkıntıların giderilmesi yine özgür basınla mümkün olabilir.

Okurlar “Yazmadın” diyorlar, ama bu konuyu kim bilir kaç kere yazmışımdır.

ÇOK OKUNANLAR
Yorumlar