MEDYA KÖŞESİ

ANASAYFA/MEDYA KÖŞESİ/Fehmi Koru içini döktü 50 yıllık yazarlık serüvenini anlattı

Fehmi Koru içini döktü 50 yıllık yazarlık serüvenini anlattı

Fehmi Koru içini döktü 50 yıllık yazarlık serüvenini anlattı

Fehmi Koru, bugün sitesi fehmikoru.com'da "Bunu bir tür iç dökme yazısı olarak kabul edin" dediği bir yazı ile içini döktü.

  Eklenme Tarihi: 15 Temmuz 2016 11:41 Güncelleme: 15 Temmuz 2016 11:41
- - -
GAZETECİLER.COM - Habertürk tarafından kendisine yapılan "maaşını verelim ama yazı yazma, odanda otur" teklifini kabul etmeyen ve gazeteden ayrılan Fehmi Koru, yazı hayatına önce açtığı blog, ardından da kendi adını taşıyan kişisel sitesiyle döndü.

Fehmi Koru, bugün sitesi fehmikoru.com'da "Bunu bir tür iç dökme yazısı olarak kabul edin" dediği bir yazı ile içini döktü.

İşte ‘Yazı hayatının 50. yılında’ sloganı ile yayına koyduğu sitesi fehmikoru.com,

Günlük okuma maratonum içerisinde, Konfiçyus’un (MÖ 551-479) “Hedeflerinin erişilemez olduğu apaçık ortaya çıkınca sakın ola hedeflerinle oynama, onu yapacağına eylem adımlarını yeniden ayarla” sözüyle karşılaştım. Bu söz, bir yandan beni geçmişimi sorgulamaya iterken, bir yandan da doğru yolda olduğumu bir daha düşündürdü.

Ara ara zorunluluktan kısa süreli olarak başka meşgalelere dalsam bile, çok genç yaşlarımdan itibaren hayatını ‘gazetecilik’ üzerine kurmuş biriyim.

Bu sitenin başlığında ‘Yazı hayatının 50. yılında’ ifadesi bulunuyor; kendi evlâtlarım bile, o başlığa “Ne yani baba, yazı yazmaya bebekken mi başladın?” kuşkusuyla yaklaştı.

Evet, yazı hayatım çocuk denecek yaşta başladı: 1966 yılında, bir grup arkadaşla birlikte yayınlamaya başladığımız ‘Gurbet’ mecmuasıyla… Hem yazılarım çıktı orada, hem de Osmanlıca’dan yeni yazıya uyarlamalar yaptım, o da yetmedi, başka dillerden Türkçe’ye çevirilerin edisyonuna katıldım.

Sürekli okudum ve yazdım

Yine o dönemde benim fikri selâbetime ek olarak kişiliğimin oluşmasında da derin etkileri bulunan Ord. Prof. Ali Fuat Başgil’in vefatı (1967) üzerine yazdığım yazıyı, artık Gurbet’i sürdüremez olduğumuz için, o yıllarda çıkan ‘İslâm Medeniyeti’ dergisine göndermiştim.

Yayımladılar. Birkaç zaman sonra tanıştığımızda, İslâm Medeniyeti dergisinin –şimdilerde profesör– yayın yönetmeni İsmail Lütfi Çakan, olağanüstü şaşırmıştı.

Henüz lise öğrencisiydim ve İ. L. Çakan yazımı okuduğunda, beni Başgil Hoca’nın rahle-i tedrisinden geçmiş bir hukukçu sanmış…

Öyle sanmasaydı yazımı yine de yayımlar mıydı, bilmiyorum.

Sürekli okuma-yazma ile meşgul olduğum için kendimi hep benden daha yaşlı çevrelerde buldum. İlk gençlik çağımdan itibaren, dün ve bugün ülkemizin öndegelen fikir adamları ve kadınlarıyla tanışabilmişsem, bunu o çevrelerde bulunmama borçluyum.

Eğitim hayatımda da her bulunduğum sınıftan daha ileri sınıfların ders kitaplarıyla haşır neşir olmuşumdur.

Ortaokul 1-2-3’te okutulan ders kitapları yerine, hemen hemen aynı konuları işleyen Lise 1-2-3 kitaplarını edinir ve dersleri onlardan öğrenirdim. Tabii daha ayrıntılı olarak…

Lise yıllarında da ders kitapları yerine doğrudan fikri eserlerle içli dışlı olmayı yeğledim.

Necip Fazıl ile irtibatım biliniyor, yayıncılık dönemimde Üstad’ı stüdyoya sokup kendi sesinden şiir albümü (LP, uzun çalar) de yayınlamıştım. Onunla eş-zamanlı olarak Mümtaz Turhan’dan Nurettin Topçu’ya, Arif Nihat Asya’dan Serdengeçti’ye kadar ‘sağ’ sözcüğü altında anılsalar da aralarında konulara yaklaşım farklılıkları bulunan yazarların yazı ve kitaplarını da hatmetmişimdir.

Okurken sağ-sol ayrımı yapmadım

O dönemin ilgimi çeken dergilerini sürekli izledim.

Büyük Doğu… Hareket… Diriliş… Edebiyat… İslâm ve Hilâl… Daha sonraları Mavera… dergilerini takım halinde hâlâ saklarım.

Yalnız ‘sağ’ kesimi değil, ülkedeki bütün fikir ‘cereyanlarını’ da takibim altında tutuyordum.

Varlık dergisini çıkaranlar 1960’lı ve 1970’li yılların kayıtlarına baksalar, adımı aboneleri arasında göreceklerdir. Yalnız dergisini değil yayınlarını da alır okurdum Varlık’ın; bugün bile kütüphanemde yüzlerce kitapları, hatta ‘Cep Dergisi’ adıyla çıkardıkları dünya edebiyatından öyküler ve denemelere yer veren küçük boy dergileri durur.

Tabii Varlık yıllıkları da…

Memet Fuat’ın ‘de Yayınevi’nin kitapları ile başında bulunduğu ‘Yeni Dergi’ ve Cemal Süreya’nın çıkardığı ‘Papirüs’ dergisi de takibimdeydi. Vedat Günyol ve arkadaşlarının ‘Yeni Ufuklar’ dergisi de…

Yaşar Kemal’ler, Kemal Tahir’ler, Orhan Kemal’ler…

1960’lı yıllardan bahsediyorum; benim 20 yaş öncesi yıllarımdan…

Çeşitli yazarları okumalarım ve dergileri takip etmelerim, ileriki yıllarda değişik eğilimlerden insanlarla dostluklar kurmama çok yardımcı oldu.

Galiba Vehbi Koç söylemiş; yoksa daha yakınlarda Murat Ülker’den mi duymuştum? Neyse, birinden biri, “Ben benimle birebir aynı düşünen insanları yanımda bulundurmam, çalışma arkadaşlarımı da farklı düşünebilenlerden seçerim; benimle aynı düşünen birine neden maaş ödeyeyim?” demiş…

Ben de, arkadaş seçerken, elbette pergelin bir ucunda kadim arkadaş ve dostlarımı korurken, birlikte göründüğümüzde arkadaş çevrelerimizin yadırgadıkları farklı görüşteki kişilerin dostluklarını kazanmayı da ihmal etmedim.

Kişiliğimin oluşmasında merkezi rol oynayan, aynı saf veya cephede bulunduğum düşünülebilecek pek çok kişiden beni ayıran –galiba– bu geniş dostluk çevrem oldu.

Hiç değilse bana öyle geliyor…

Siyasete hep ilgi duydum

Yazarken de, yazmadığım dönemlerde de siyasetle yakından ilgilendim.

Ailem siyasetin içindeydi çünkü.

Sosyal açıdan CHP’li ağırlıklı bir semtte yaşayan DP’li bir aileydik. Babam sonraki yıllarda (1960’lar) AP’de siyaset yaptı; uzun yıllar İl Genel Meclisi’ne seçildi.

Rahmetli babamın siyaset arkadaşlarıyla halen ahbaplık ettiğim olur.

İsmet Sezgin’le meselâ.

Süleyman Demirel de babamı tanırdı.

Milli Nizam Partisi ve sonrasında kurulan diğer partilerin (MSP, RP, FP ve Saadet) liderlerinden başlayarak her kademesinde tanıdıklarım vardır.

Eski dostlar, eski dostlar…

Dostlukların kolay kurulabildiği, ancak aynı kolaylıkla da sona erdirilebildiği bir ülke Türkiye; ben ise zor arkadaş edinmiş, ancak arkadaş ve dostlarıma sonuna kadar bağlı kalmışımdır. İstediğim sıklıkta görüşemesem bile…

Osman Bölükbaşı’nın “Benim sinem yol arkadaşlarımın ihanetleri yüzünden Karacaahmet Mezarlığı’na döndü” sözünü hep hatırlarım; benim de, onun kadar olmasa bile, benzer sebeplerle yollarımı ayırdığım kişiler oldu.

Yine de tek bir kişiye bile düşmanlık duymadım.

Artık bu yaşımdan sonra yeniden kimseyle ‘eski dost’ haline gelemeyeceğime göre, eskiden edindiğim dostlara önem veririm.

‘Fasıl Dostluğu’ diye bir gruba öncülük ettim ya, o girişimin sebebi yalnızca Türk Musikisi’ni sevmem değildir; musikiyi de seviyorum, ama esas sebep, ‘tanıdıklarım sadece benimle dost kalmasınlar, birbirleriyle de tanışıp dostluklar kursunlar’ düşüncesidir.

Nitekim, o yolla, pek çok dostum daha önce tanımadığı kişilerle tanışıp güzel arkadaşlıklar kurdu.

Her fasılı ‘Eski dostlar’ şarkısını hep beraber söyleyerek kapattık yıllarca…

Yurt içinde geniş bir çevrem olduğu gibi yurt dışında da tanıdıklarım ve irtibatımı sürdürdüklerimin sayısı az değildir. Yıllarca, grup halinde gidilen yurtdışı gezilerinde diğer meslektaşlar 5 yıldızlı otellerde kalırken, ben çoğu kez dostlarımın evlerini tercih etmişimdir.

Bunları neden anlatıyorum?

Basit bir sebepten: Bugünler ile benim yetiştiğim dönemler ve eskiler ile şimdilerde her eğilimden görüş açıklayan yazar ve çizerler arasında büyük farklılıklar görüyorum; onları fark edemeyecek durumda olanlar için anlattım bunları.

Yazarlık ve gazetecilik hayatımda insanlar ve kurumlarla ilgili pek çok yayın yaptım, yazı yazdım; o yüzden küstüğüm veya benimle küsmüş tek kişi hatırlamıyorum. Aleyhlerinde kalem oynattıklarım bile, yazılarımın dengesi karşısında sessiz kalmayı yeğlemişlerdir.

50 yıldır insanlar hakkında yazıyorum, hakkımda açılmış dava sayısı bir elin parmaklarını aşmaz.

Hedefim, öğrenmek daha fazla öğrenmek oldu hep; bir de bildiklerimi başkalarıyla da paylaşmak… Yolum kesilir gibi olunca, Konfiçyus’un 2000 yıl önce paylaştığı –ve benim bugün öğrendiğim– en baştaki tavsiyesiyle uyumlu biçimde, önce bir kitap yazdım, şimdi de aynı hedefi daha mütevazı bir platformda gerçekleştirmenin çabasındayım.

 


FEHMİ KORU'NUN YAZISININ TAMAMI VE DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN