RÖPORTAJ
ANASAYFA/RÖPORTAJ/Asu Maro: Basınımızın en büyük derdi polemik hastalığı

Asu Maro: Basınımızın en büyük derdi polemik hastalığı

Asu Maro: Basınımızın en büyük derdi polemik hastalığı

Asu Maro, Sayım Çınar'ın sorularını yanıtladı: "Basınımızın başındaki en büyük dertlerden biri polemik hastalığı..."

  Eklenme Tarihi: 20 Temmuz 2016 11:43 Güncelleme: 20 Temmuz 2016 11:43
- - -

GAZETECİLER.COM - ÖZEL İÇERİK
SAYIM ÇINAR
sayimcinar@gmail.com


Milliyet gazetesi yazar ve Milliyet Sanat Dergisi yayın koordinatörü Asu Maro, Sayım Çınar'ın sorularını yanıtladı. Bayram tatili sırasında Hürriyet yazarları arasında patlak veren Yunan Adaları polemiğini değerlendiren Maro, "Yunan Adaları Türkiye'den ucuz diye yazan adam işini yapıyor. Bir başka yazarın çıkıp "Memleket yanarken sizin derdiniz bu mu? Allah başka dert vermesin" demeye çalışarak konuya müdahil olması ise basınımızın başındaki en büyük dertlerden olan polemik hastalığının bir örneği." yorumunu yaptı.

İşte Asu Maro'nun Sayım Çınar'ın sorularıan verdiği yanıtlar:

Radikal iki geleneğinden gelen bir gazetecisin Asu, şimdilerde Milliyet gazetesinde yazıyorsun dünden bugüne hayatında neler değişti?

Mesleğe Cumhuriyet gazetesinde başladım ama evet, kendime okul kabul ettiğim yer, oluşum aşamasından itibaren 4 yıl içinde bulunduğum Radikal İki. Çok heyecanlı bir dönemdi, yepyeni bir soluktu, temelleri atılırken bir parçası olmak benim için büyük şanstı. Ama tabii her şeyden önce basında pek çoğumuzun hocası olan Tuğrul Eryılmaz vardı, daha ne olsun? Ben gene işimi ondan öğrendiklerim doğrultusunda yapmaya çalışıyorum. Adil olmaya, bir şey yazarken taraflara eşit mesafede durmaya, ahkam kesmekten çok haber vermeye gayret ediyorum. Milliyet gazetesinde yazmanın dışında Milliyet Sanat dergisinin de yayın koordinatörüyüm. Yani her zaman olduğu gibi yazarlıkla editörlüğü paralel olarak götürdüğüm bir meslek hayatım var. O anlamda çok fazla şey değişmemiş sanki.

Halktan kopuk olmamak lazım. Hepimiz eğrisiyle doğrusuyla bu toplumda yaşıyoruz. Son dönem gazeteciler de sokaktan ciddi anlamda uzaklaştılar. Bu durumu neye bağlıyorsun?

Bu gazeteciden gazeteciye değişir. Herkes kopuk değil. Özellikle genç kuşakta gayet sokakla iç içe, haber kovalayan gazeteciler var. Kaldı ki maddi anlamda insana müthiş olanaklar sağlayan bir meslekten söz etmiyoruz, nasıl sokaktan kopuk olunabilir? Belki sen bazı köşe yazarlarından söz ediyorsun, genelleyemeyiz, her dönem böyle örnekler oldu.

Köşe yazarlarının kalitesinde bir gerileme olduğunu düşünüyorum genel olarak. Edebi olarak da, üslup olarak da, işlenen konular bakımından da sıkıntılı bir dönemde olduğumuzu gözlemliyorum.

Bu da çok genellenecek bir şey değil aslında ama şunu söyleyebilirim: Artık insanlar gazeteden çok twitter'dan takip ediyor gündemi. Dolayısıyla köşe yazarları da dikkati 140 karakterle sınırlı bir okura hitap etmek için daha kısa cümleler, her cümleden sonra açılan paragraflar, tek bakışta algılanacak yazılar tercih etmeye başladılar. Yazı değil aforizmalar bütünü ya da alt alta dizilmiş sloganlar yazarsan, daha kolay okunuyor ve daha çok paylaşılıyorsun. Kimsenin sabrı yok, uzun yazılara. Sebep bu olsa gerek. Ama hala edebi değeri de haber değeri de olan, okuması dikkat isteyen yazılar yazan yazarlar ile onları takip eden okurlar var ne mutlu ki.

Gazeteciler yazdıkları yerle özdeşleşiyor. Oysa gazeteci yayınla bir olmamalı, kendisi tek başına varlığını sürdürebilmeli, öyle değil mi?

Gazeteciden muhabir kastediyorsak, haber veren insan, yayından bağımsız olarak her yerde işini yapar. Yok, köşe yazarıysa, orada biraz dünya görüşü devreye girebiliyor ve her gazete kendi çizgisindeki yazarı tercih edebiliyor. Gazeteci sadece doğru ve tarafsız haber verme peşinde olan kişi, gazete de toplumu bilgilendirmeyi görev edinmiş kurum olduğunda böyle bir mesele kalmaz ancak.

Hürriyet yazarlarının Yunanistan mı Alaçatı mı tartışması büyüyor. Geçenlerde sen de bir Yunanistan yazısı kaleme aldın. Bu tartışmalar için ne düşünüyorsun?

Konunun kendisinden çok tartışmanın üslubu önemli bence. Daha doğrusu üslupsuzluğu. Ortada açık ve net bir durum var: Yunan adalarında fiyatlar bizim sahillerden daha düşük. Hem de ciddi ölçüde. Bir gazeteci bu bilgiyi okurla paylaşır, okur bu doğrultuda parasını nerede nasıl harcayacağına karar verir, belki işletmeler kendisine çeki düzen verir, hem haber değeri hem de bir amacı var yani yazının. Dolayısıyla tabii ki yazılacak. Onu yazan adam işini yapıyor. Bir başka yazarın çıkıp "Memleket yanarken sizin derdiniz bu mu? Allah başka dert vermesin" demeye çalışarak konuya müdahil olması ise basınımızın başındaki en büyük dertlerden olan polemik hastalığının bir örneği. Böylece kendisi bu sözde eften püften bulduğu konuya köşesinde yer vermiş, üstelik onla ilgili yeni bir fikir de üretmemiş, sadece başka meslektaşlarıyla 'kendince' dalga geçerek konuşulmuş oluyor. Ne dediğinin önemi yok, konuşuluyorsan varsın. Halbuki bir köşe yazısından twitter'daki ağız dalaşlarından bir tık fazlasını ummaya hakkımız olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki bir gazeteci bir diğerinin ne yazıp yazmayacağına karar vermeye kalkarsa, kendisine başka mercilerden gelecek müdahalelere de şaşırmamalı bence.

Televizyon programı yapmayı da düşünüyor musun? Televizyonlardaki magazin programlarını nasıl değerlendiriyorsun?

Düşünüyorum aslında. Hatta üzerinde çalıştığımız bir müzik ağırlıklı sohbet programı da var. Çünkü biliyorsun ben müzik üzerine de yazıyorum, epeydir DJ'lik de yapıyorum. Böylelikle iki ilgi alanımı; müzikle röportajcılığı birleştirmiş olacağım. Ama kim bilir ne zaman hayata geçer. Hayatlarımızda müziğin ve sohbetin sırası gelsin hele.

Yıllardır hep güncel yazılar yazıyorsun. Sonuçta güncel olmak, ayakta kalmak zorundasın. Seni ayakta neler tutuyor?

Güncel olanı takip etmek zaten dediğin gibi gazeteciliğin bir parçası ve 20 seneden sonra da insanın refleks olarak yaptığı bir şey. İstesen de istemesen de gündem seni yakalıyor. Ama bu gündemin içinde seni ne ayakta tutuyor diye soruyorsan, iyi ki işimin bir parçası olarak seçmiş olduğum sanat derim; tiyatroda, sinemada, müzikte, edebiyatta, resimde hala insanın nefes alma imkanı var. Bir de insandan ve hayattan umudu kesmemek konusundaki inadım. Aksi halde ne bu iş yapılır, ne bu dünyada yaşanır.