RÖPORTAJ
ANASAYFA/RÖPORTAJ/'5N 1K dönemi bitti... Artık 2H var!'

'5N 1K dönemi bitti... Artık 2H var!'

'5N 1K dönemi bitti... Artık 2H var!'

Akademisyen, gazeteci, yazar Ali Saydam’ın gündeme dair söyleyecek çok şeyi var. Sayım Çınar sordu, Ali Saydam yanıtladı

  Eklenme Tarihi: 26 Nisan 2014 13:43 Güncelleme: 26 Nisan 2014 13:43
- - -

GAZETECİLER.COM - ÖZEL İÇERİK - SAYIM ÇINAR

Akademisyen, gazeteci, yazar Ali Saydam’ın gündeme dair söyleyecek çok şeyi var. Sayım Çınar gündeme dair önemli bir söyleşiye imza attı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden medyaya, yazarlıktan sosyal medyaya zengin bir röportaj okuru bekliyor.

İşte Sayım Çınar'ın o röportajı:

“Algılama Yönetimi” adlı kitabınız yayımlandı en son. Önceki kitaplarınıza nazaran uzun bir ara oldu. Mutlaka yeni bir çalışmanız da vardır ama öncelikle Cumhurbaşkanı Sayın Gül’le bir fotoğrafınızı gördüm. Seçimler de yaklaşırken önce size bu konuyla ilgili düşüncenizi sormak isterim sizce cumhurbaşkanlığı seçimleri nasıl olacak?

Ben öncelikle cumhurbaşkanıyla neden fotoğrafım vardı onu anlatayım. 28 Şubat sonrasında Kanal 7 benden danışmanlık hizmeti istedi. Tabii ki çok ciddi bir sıkışma yaşıyorlardı o dönem hatırlarsanız. İslami hassasiyetleri olan medyaya karşı ciddi önyargılar vardı. O dönemde Kanal 7’ye danışmanlık hizmeti verirken, Saadet Parti içinde yeni parti mi kuralım mevcut parti oluşumuyla mı devam edelim düşüncesi vardı. O dönemde de beni aradılar, sizi Abdullah Gül Bey ile görüştürelim dediler. Ben o dönemde yeni bir parti kurulmasını savunuyordum. Mesela bugün de CHP’yi lağvedelim yeni bir parti kuralım düşüncesi var. Burada da tam tersini savunuyorum. CHP kendi içinde yeniden yapılanmalı. Kendisiyle ta o zaman tanıştık. O günden beri de Sayın Abdullah Gül, dışişleri bakanlığı döneminde olsun cumhurbaşkanlığı döneminde olsun zaman zaman lütfedip davet etmiştir, fikir alışverişinde bulunmuştur. Fotoğrafın nedeni budur. Cumhurbaşkanlığı konusunda da ben, Başbakanın çok ince eleyip sık düşüneceğini sanıyorum. Çünkü ilk turda % 51 almazsa, ikinci turda karşısında bir blok oluşabilir.

Deneme

“Kimsenin tahmin etmediği bir aday da söz konusu olabilir.”

Bu noktada rakipler de önemli değil mi?

Rakibi yok gibi görünüyor şu anda. Çok az kaldı adayların ilan edilmesine ama hala bir aday adayı yok ortada. Başbakan ve cumhurbaşkanı oldukları görevlerinde devam etme kararı da alabilirler. Böyle bir manzarayla da karşılaşırsak şaşırmamak gerek. Ya da şöyle bir şey de olabilir. Kimsenin tahmin etmediği bir aday da söz konusu olabilir.

Siz yerel seçimleri de takip eden bir gazeteci oldunuz. Sonuçlar birçok köşe yazarını da şaşırttı aynı zamanda. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Bu şekilde yazan ve sonuçlara şaşıran yazarların twitter’a bakarak yazdıklarını düşünüyorum ben. Hatta bir gece önce twitter’a bakıp CHP’nin 20 puan farkla önde olacağını söyleyenler bile oldu. Bu noktada CHP yanlısı araştırma şirketlerinin de bir yanıltması söz konusu oldu elbette.

Artık şöyle bir şey ortaya çıktı, AKP’nin artık %40’lık bir kemik kitlesi olduğu söyleniyor. Bunlar özellikle 28 Şubat’ın onlardan aldığı hakları kendisine geri veren, ekonomik olarak önemli gelişmelere imza atan bir parti olduğunu düşünen bir kesim. Bu yüzden başbakanı kendilerine yakın hissediyorlar sanırım ne dersiniz?

Bu tahlil çok doğru evet. Tam olarak bu hisle destekleyen bir kesim var.

Peki cumhurbaşkanlığı seçiminde de şaşırtacak mı bizi başbakan?

Bence şaşırtacak. Herkes Tayyip Bey garanti cumhurbaşkanı adayı olacak diye düşünüyor bence ama bu konuda şaşırtacak bence herkesi.

Deneme

“Liderler farklı olur, olmalıdır da.”

Bugün başbakan 1915’te yaşanan Ermeni tehciriyle ilgili bir açıklamada bulundu. Çok olumlu bir açıklamaydı bu. Siz de bunu köşenize taşıdınız. Bu da beklenmeyen bir açıklamaydı değil mi?

Evet aynı şekilde. Bu belki de liderliğin bir vasfı. Herkesin beklediği gibi hareket etmemek. Yani liderler sıradan, ortalama insanlar değillerdir. Ortalama insanın ne yapacağı bellidir. Fakat liderler farklı olur, olmalıdır da. Daha cesur olmaları gerekir.

Son kitabınız “Algılama Yönetimi”ne dönecek olursak?

Algılama Yönetimi kitabını ben çok zor yazdım açıkçası. 2002’de başladım yazmaya, bitmesi 2005’i buldu. Sonradan beş baskı yaptı bu kitabım. Ama aslında en çok satan kitabım bu değil.  En çok satan kitabım “Eş ve Müşteri Nasıl Kaybedilir?” oldu. O kadar enteresan bir satış rakamına ulaştı ki bir dönem edebiyat dışı kitaplar arasında bir numara oldu. Ondan sonra da “İktidar Yalnızlıktır” ve “Vazgeçmek Özgürlüktür” çıktı. Ondan sonra İngilizceye de çevrildi bu kitaplarım. Hepsi Remzi Kitabevi’nden çıkıyor zaten. Yolda da sonbahara yetişen bir kitap var. Bir tanesi Halit Refiğ ile sohbetlerimizden oluşan bir kitap. Bir de etkili iletişim ile ilgili bir kitap projemiz var. Dünya değişti çünkü. “Algılama Yönetimi”nin Almancası çıkıyor. Bir aksilik çıkmazsa bu iki kitap da yolda. Esas edebiyat alanında da bir kitap yazmak istiyorum. Sizin alanınıza gireceğim biraz. Bir roman yazmayı düşünüyorum. Genç yaşta vefat eden çok kadim bir reklamcı arkadaşımız vardı. Biraz onun hayatından yola çıkarak biraz da kendi hayatımdan, Mad Men gibi reklam dünyasının her türlü yönünü değil de iş dünyası ve iletişim dünyasının ilginç yönlerini anlatan bir roman projesi var. Benim hem solculukta hem de iletişim dünyasında gördüğüm bir şey var, eğer bu iş ve iletişim dünyasında başarılı, parlak ve zeki biriysen, erkeksen kadınlar, kadınsan erkekler seninle birlikte olmaya çok ilgi duyuyorlar. Sanki onlarla birlikte olduğunda onun bu özellikleri kendisine de geçecekmiş gibi hissediyor insanlar. Bu yüzden bu dünyadaki kadınların ve erkeklerin cinsel hayatı da çok renkli oluyor. O ilişkilerde kendilerini zenginleştirebileceklerini sanıyorlar sonu hüsran oluyor tabii insan sadece kendi kendini zenginleştirebilir. Romanın temelini oluşturacak konu bu. Edebiyat yazmak beş kitap yazmış olsam da çok zor. Kurgu yazmaklar edebiyat dışı yazmak arasında çok fark var.

Deneme

“İnsanlar şu an hala ben bir şey yapmayayım ama haberim çıksın diye bekliyor.”

Halkla ilişkiler çoğu zaman ülkemizde fuzuli masraf gibi görülüyor. Reklamlara çok fazla para verilirken halkla ilişkiler konusunda insanlar daha çekimser davranıyor.

Çok doğru bir tespit. Amerika’nın biz otuz sene gerisinden geliyoruz. Onlarda şu an halka ilişkiler çok önemli. İnsanlar şu an hala ben bir şey yapmayayım ama haberim çıksın diye bekliyor. Türkiye’deki halkla ilişkilerin toplam cirosu şu an İngiltere’deki tek bir halkla ilişkiler şirketinin cirosu kadar ancak. Ama gelişecek elbette bu da. Bir de reklamın sonucunu hemen görüyorsun, halkla ilişkiler ise daha geleceğe yönelik bir iş. Reklam komando harekatı gibi ama komando harekatından sonra kalıcı bir varlık oluşması için ordunun gelmesi gerekir.

Siz şu an Yeni Şafak’ta haftada üç gün yazıyorsunuz. Bir de on beş günde bir yayımlanan Marketing Türkiye’nin her sayısında yazıyorsunuz. Geçenlerde twitter ile ilgili herkes kendi sosyal medyasını oluşturabilir yazmıştınız. Sosyal medyanın Türkiye’deki yerini nasıl görüyorsunuz?

Sosyal medyada yasak kalıcı bir çözüm değildir. Kalıcı çözüm sosyal medya üzerinden iletişimi yönetmekten geçer. Başbakanın twitterla ilgili açtığı dava doğrudur ama yasaklamak değil. Twitter Türkiye’ye neden şube açmıyor? Bunu düşünmek lazım. İstediğim her şeyi söyleyeceğim ve kimse beni susturamayacak gibi vahşi bir sosyal medya mümkün olamaz.

Sosyal medya Türkiye’de doğru kullanılmadı mı acaba?

Bu her zaman böyle olmuştur zaten. Dijital iletişim gelişince önce kaotik bir ortam oluşuyor. Mesela müzik dinleme konusunda da önce herkes aşırı bir yüklendi yasal olmayan yerlerden dinlemeye. Ama bir süre sonra spotify gibi fizzy gibi yasal olarak dinlenebilecek mecralar çıktı. Yavaş yavaş o korsan durumu ortadan kalktı.

Fatih Terim’in bir dönem iletişim danışmanlığını yaptınız. Fatih Terim’in Galatasaray’dan gitmesini nasıl değerlendiriyorsunuz aynı zamanda bir Galatasaraylı olarak da?

Ben Türk antrenörlerin daha başarılı olacağını düşünüyorum. Fatih Terim’i geçmişinden bugüne kadar izledim. Ailesiyle, kişisel gelişimiyle, başarılarıyla olağanüstü bir başarı hikayesidir. Fatih Terim gibi liderlik vasfı olan insanlarla çalışmak hem zor hem kolaydır. Bütün liderler hem dinler hem de sonra yine kendi bildiklerini yaparlar. Mesela ben de biraz öyle herkesin dediğine uymam. Mesela artık günümüz 5N 1K dönemi değildir. Artık 2H var. Hız ve hikaye. Sağlam bir hikayeniz olacak ve bunu en hızlı şekilde aktaracaksınız.

Türkiye’nin okuma-yazma oranı arttığı halde, teknolojiyi çok fazla kullanana bir ülke olmamıza rağmen kitap okuma oranı artmıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz bir halkla ilişkiler uzmanı olarak?

Araçla amacı karıştırmamak lazım. Bugün Amerikan sinemasının dörtte üçü insanoğlunun yalnızlığına dair. Örneğin son dönemlerde çıkan Her filmi bunun en güzel örneklerinden biri. Yani teknolojinin gelişmesi insanı yalnızlaştırıyor. İlişki kurduğunu sanıyorsun ama tam tersi daha da yalnızlaşıyorsun. Araç olarak kullanabilse insan mutsuzluğu kaybetmez. Kağıda kaleme dokunmak da çok önemli. Ben hala e-kitap olayına alışamadım mesela. Bugün vapura, otobüse biniyorsun herkesin elinde telefon oysa eskiden kitap olurdu insanın elinden.

Bazıları sosyal medyada farklı kimliklerle ortaya çıkıyor mesela bunun gibi insanın kendisinin farkında olmadığı durumlarla ilgili ne düşünüyorsunuz?

İnsanın öncelikle kendisinin farkında olması gerek. Öyle bir anda parlayan, parlatılan isimleri düşünelim mesela. Ciguli, Bayhan, İnternet Mahir gibi isimler nerede şimdi? Kalıcı olmak için bir şeyler üretmek zorundasın.

Deneme

“Araştırmacılık ve basın etiği ikinci planda bırakılmış.”

Sizin şirketinize girince fark ettim ki A’dan Z’ye tüm gazeteler mevcut. Çok hoşuma gitti doğrusu..

Türkiye’de medya yeni yeni vesaitten kurtuluyor. Medya devletten iş almak için kullanılmış. Araştırmacılık ve basın etiği ikinci planda bırakılmış. Bu yavaş yavaş etkisini kaybediyor. Benim gazetecilik serüvenim dergilerde başlar. Köşe yazısı serüvenim 2000’li yılların başında Sabah’ta başladı. Ben yazdığım neredeyse beş bin makalelin hala arkasındayım. Ben açık yüreklilikle söyleyebilirim ki ben şu an Yeni Şafak da dahil olmak üzere yazdığım hiçbir gazetede baskı görmedim. Çünkü kuvvetli iktidar faşizmin göstergesidir demokrasinin değil. Bir partinin kendisini tutabilmesi için kuvvetli muhalefet gerekir. Bu yüzden CHP’yle ilgili de elbette yazıyorum. İnşallah CHP kendini yeni bir yere konumlayıp bu meseleyi çözecektir. Medya da umarım doğru ve dürüst gazetecilik yaparak para kazanma yolunda gidiyor.