• İzmir 22°
  • İstanbul 18°
  • Ankara 17°

GÜNDEM

  • Giriş Tarihi : 29-06-2010 08:25
  • |
  • Güncelleme : 29-06-2010 08:25

Defne Samyeli'yi rezil eden röportaj

Defne Samyeli'yi rezil eden röportaj
Haber
Eren Talu, Ayşe Arman'a Samyeli'nin kendisini kimle, nasıl, nerede aldattığından tutun da ilişkilerinde yaşadıklara açmazlara kadar her şeyi anlatmış adeta.

MEMUR HABERLERİNİN YENİ ADRESİ...

GAZETECİLER.COM- Ekranlara dönüş yaparak yeniden adından söz ettiren Defne Samyeli'nin eşi Eren Talu'nun Ayşe Arman'a verdiği bomba röportaj epey konuşulacak. Eren Talu ve Defne Samyeli çiftinin yaşadıklarını olduğu gibi anlatan Talu inanılmaz itiraflarda bulunurken, Samyeli'nin bu iddialara nasıl cevap vereceği de merak konusu.
Söyleşiyi okuduğum zaman insanlarımızın Aşkı Memnu gibi "kimin eli kimin cebinde" belli olmayan hayatları niçin bu kadar çok sevdiğini daha iyi anladım...
Kutsal kitapların "eşler arası sadakat"i haklı olarak emrettiğine daha yürekten iman ttim...
Fazla uzatmayacağım...
Eren Talu'nun iki cümlesini okuyup düşünmenizi tavsiye edeceğim sadece...
Bir erkeğin, haciz karşısındaki utancıyla, ihanet karşısındaki kabulü arasındaki zıtlığa dikkat çekeceğim...
Bakın ne diyor Eren Talu:
"Her tarafın hacizci dolu, evden teker teker her şey gidiyor, çocuğunun bilgisayarına kadar, yatağın altına saklıyorsun, görmesinler de almasınlar diye..."
Aslında İcra İflâs Kanunu'muzun ayıbı ve herkesi yaralar doğru ama bunlar da beyefendinin ihanetle ilgili duyguları:
"O zamana kadar olan sevişmelerini affedebilirdim ama altı ay daha izin veremedim!. ........ Sen benim yediğim haltları unut, ben seninkini, devam edelim."
Bir erkeğin, icra iflâs kanununun çağdışı iğrençliğinden böylesine acı çekmesi doğal...

Doğal olmayan, haciz karşısında bu kadar muazzeb olan bir erkek ruhunun, eşinin ihanetini o kadar kolay hazmedişi ve yaşanan altı aylık yasak sevişmeleri görmezden gelişi...
Ve...
Çocuklarının annesini böylesine "rezil" etmeyi göze alacak kadar ufalışı...


Adnan Berk Okan


Talu, Ayşe Arman'a Samyeli'nin kendisini kimle, nasıl, nerede aldattığından tutun da ilişkilerinde yaşadıklara açmazlara kadar her şeyi anlatmış adeta.

İşte o bomba röportaj:

Sen neden sustun?
- Beni engellediler. “Konuşursan paranı alamazsın kardeşim” dediler, daha da fazla mağdur olmamak için bekledim. Ama anladım ki, susunca iyice mağdur oluyorsun. Artık yeter! Ben de kendi açımı anlatmak istiyorum. Çünkü sana bir imaj biçmeye başlıyorlar, seni olmadığın bir adam haline sokuyorlar. Tamam kabul bütün paramı kaybettim ama işimdeki beceriksizliğime ek olarak, karısını aldatan rezil, iğrenç bir herif oldum. Gel gör ki, işin gerçeği bu değil. Bir kere boşanmak isteyen ben değilim. Karım, bir başkasına aşık oldu, “Ruh ikimizi buldum, bırak gideyim” dedi; evliliğimizi bitirmek istedi. Onu kaybetmekten ölesiye korktum. “Beni istemeyeni ben de istemem. Zaten beni aldattın. Yolun açık olsun” demedim, diyemedim. “Benim de kaçamaklarım oldu, yurtdışında paralı ilişkiler kurdum ama jimnastik gibiydi, bir şey ifade etmedi. Gel bunu, onlara sayalım, unutalım” dedim. Onu vazgeçirmek için elimden geleni yaptım ama olmadı; o adamdan vazgeçmedi. Aylar içinde geldiğimiz nokta şu: “Ruh ikizim” dediği adamla birlikte olmak istiyor; ‘ruh özgürlüğüne’ kavuşmak için de benden para!

DEFNE SÜTTEN ÇIKMIŞ AK KAŞIK DEĞİL

Sen bana daha önce de bir takım şeyler anlattın. Tabii bu kadar detaylı değil...
- Evet, sen de yayınlamadın. Ama sekiz ay önce her şey daha farklıydı, Defne o üç röportajı vermemişti, benim hâlâ bir araya gelme umudum vardı ve işler bu kadar vahşileşmemişti. Şimdi artık o noktada değiliz, onu geri kazanamayacağımı biliyorum. Ben de boşanmak istiyorum. Ama parasız... Ve onun sütten çıkmış ak kaşıkmış gibi konuşması hoşuma gitmiyor. Bu röportajı vermek istememin nedeni, “Bir de beni dinleyin...” demek. Madem rezil olduk, o zaman bari tamamı ortaya dökülsün...

ÇOCUKLAR HERŞEYİ BİLİYOR

Şimdi bu öyle bir mesele ki, işin içinde çocuklar var...
- Ayşecim, onlar zaten bütün detaylarıyla biliyorlar. Her şeyi okudular, mailleri gördüler. Uzayda yaşamıyorlar. Ayrıca ikimizle de araları çok iyi. Defne benim
SÖYLEŞİNİN İKİNCİ GÜNKÜ KISMI
Defne Samyeli’nin yeni programındaki mini şortlu görüntüleri seni rahatsız etti mi?
Ben öyle şeylere takmam. O da, “Ben ölmedim, bomba gibi dönüyorum” diyor. Benimle evlendiğinde 23 yaşındaydı şimdi 38. “Bir şansım varsa kullanayım” diyor. Bu da son derece anlaşılır bir şey. İnşallah, bundan sonraki hayatında mutlu olur.
 Peki, yakınların sana “Onu nasıl affedersin, bu kadın seni aldattı!” filan demedi mi?
Çok diyen oldu. “Sen onu bırakmalıydın” diyen de. Ama şöyle bir şey var: Prototip bir tepki biçimi yok, ben de böyle tepki verdim. Çocuklarımı ve ailemi yeniden istedim. Karımı, bir hastalığa yakalanmış olarak kabul ettim, o hastalıkla savaştım... Ama kaybettim. Kazansaydım, kimsenin haberi bile olmayacaktı, ama kaybedince bütün yaşananlar ortalığa döküldü. Memnun muyum olan bitenden? Hayır değilim. Ama yaşananlar gerçekten de bu...

DEFNE'NİN İLİŞKİSİ HALA DEVAM EDİYOR

Sence o ilişki devam ediyor mu?
Ediyor. Yanlış anlama takip etmiyorum. Tesadüfen biliyorum. Mahkemeye göstereceğimiz kredi kartı dökümlerinde, Londra’da Marriott Hotel’de kaldığını öğrendim. Çocuklarla Amerika’ya gitmişti, dönüşte onları Türkiye’ye yollamış, kendisi de Londra’da otelde kalmış, yalnız kaldığını da zannetmiyorum. Bu detayı bütün aileden saklamış. Ama tabii onun hayatı, istediği her şeyi yapabilir.

Şimdi para durumun nasıl?
Sıfır gelir! Bir şekilde idare ediyorum. İşin tuhafı, param yok ama hayat yine de güzel. Kızlarımla aram çok iyi, bu en mühim şey. Kalıcı olan zaten çocuklarmış, kadın da adam da gidebiliyor. Gitmezmiş gibi geliyor ama gidebiliyor. Bir şey daha söyleyeyim: Tüm bu yaşananlardan sonra, hâlâ kendime güvenim var. Benim mimarlığım ve tecrübem bitmedi ki, yine gün gelecek, iyi işler yapacağım. Şu anda alacaklılar konusunda baskı altındayım, bir iş yapsam tepeme binecekler ama elbette bu işleri çözüp, yeniden sıfırdan başlayacağım.

Erkek, jimnastik olarak yapıyor kadın ise aşık oluyor

“Katılmayanlar olacaktır ama ben aldatmanın, çok da mühim bir şey olmadığını savunuyorum. Evet çok acı veren bir şey, belki ilişkinin bitmesi için bir sebep ama ‘namus meselesi’ değil benim için. Hepimiz insanız. Erkek de yapabilir, kadın da. Bu sadece erkelere özgü bir şey değil. Ama işte erkek, jimnastik olarak yapıyor, kadınsa ne yazık ki aşık oluyor. O zaman da geri dönüşü olmuyor...”

25 yaşında bir sevgilim olduğu doğru

25 yaşında bir sevgilin olduğu doğru mu?
Doğru. Gayet iyi bir ilişkimiz var. O beni tedavi ediyor!

ailemle, ben onun ailesiyle görüşüyorum. Çocuklar için bütün o sevgi seli devam ediyor, sadece anneleriyle babaları küs...

Peki hadi başlayalım o zaman. Sen ne diyorsun yani? “Para bitti, kadın gitti mi?”
- Bu meşhur laf aslında bizim durumumuzu çok iyi özetliyor. Evet para bitince, insanlar gider. Ben bunu da anlıyorum...

Nasıl yani? Ona hak mı veriyorsun...
- Hak vermiyorum, anlıyorum. Ben de kadın olsam yapabilirim böyle bir şeyi. Çünkü gerçekten çok zor şeyler yaşadık. Yaşam konforun tehdit ediliyor, kendini bombok hissediyorsun. Acayip bir travma yaşıyorsun. Hayatına kastediliyor, ötesi mi var? Her tarafın hacizci dolu, evden teker teker her şey gidiyor, çocuğunun bilgisayarına kadar, yatağın altına saklıyorsun, görmesinler de almasınlar diye...

EVLİYKEN AŞIK OLDUM DESİN

Peki, ‘kötü günde de birlikte olmak’ diye bir şey yok mu?
- Var, var. Ben sadece sana bizim durumumuzu anlatmaya çalışıyorum, yargılamadan dinle. Böyle bir durumda insan; kendini, çocuklarını korumaya çalışıyor, bir ‘b planı’ arıyor. Defne’nin “Aşık oldum” dediği şey, bir korunma mekanizması olabilir, duvara çarpacağımız belliydi, o da o arada, bunalımdaydı, arayıştaydı, artık ne haltsa... Birine aşık oldu. Mesele bu; da... Bütün bunların hiç olmamış, hiç yaşanmamış gibi davranılması tuhaf. O zaman çık, “Evet, evliyken birine aşık oldum” de, diyemiyor, bütün kusurları bana yüklüyor.

DEFNE BENİ O KONFERANSTA ALDATTI

Peki sen işinle ilgili o krizleri yaşarken karının senden uzaklaştığını mı fark etmiyorsun...
- Önceleri etmedim. Ama tabii ilişkimiz, biraz arkadaş ilişkisi gibi olmuştu, seks pek yoktu, minimum bir ortak hayat. Yine de konduramıyorum. Benim karım güzel bir kadın. Ben onu televizyon dünyasında hiç rahatsız olmadan yüz tane herifin arasında bıraktım. O hep mesafe koymayı bilirdi. Hakikaten geçmişe dair, en ufak soru işareti bile yok aklımda. Brüksel’e bir medya konferansına gitmek istedi, “Tabii” dedim. Gitti. İşte ne olduysa o konferansta oldu. Richard Gizbert denilen o adamla tanışıyor. Adam, El Cezire televizyonunun Uğur Dündar’ı. Evli. Bilinen, tanınan biri. Karısı var, hayır işleriyle uğraşıyor, çok saygın bir kişilik. Londra’da yaşıyorlar. Richard o toplantıda moderatör. Bizimki de olgun erkeklerden hoşlanıyor...

SABAHA KADAR CHATLEŞİYORLAR

Ama senin hiçbir şeyden haberin yok...
- Yok hayır. Sadece sabahlara kadar bilgisayar başında, yatağa 5’te geliyor. Adamla chat’leşiyorlarmış. Bir akşam çalışma odasına girdim, baktım internette, beni görünce apar topar bilgisayarı kapattı. Tam o sırada Blackberry’sine mesaj geldi, hem bilgisayara hem telefona aynı anda geliyor ya... Masadaki cep telefonunu elime aldım, koştu, elimden kaptı. Adamdan gelen mesajı görmemi istemiyor. Sildi mesajı. “Kimden?” dedim. O anda bir senaryo yazıverdi. Amerikan Konsolosu’nun evinde bir davet varmış, ben yoktum, orada Avusturalya Konsolosluğu’nda çalışan bir adamla tanışmış, adam buna ilgi duymuş, bizimki de adamın maillerine yanıt vermiş, küçük tehlikesiz bir flörtmüş ama ben tanık olduğum için de çok utanmış... Ben de yedim. Belki de yemek istedim. Fakat içime bir şüphe de düştü...

2 şişe votka içtik, her şeyi itiraf ettik

Madem inandın sonra şüphe nasıl başladı?

- Ya kaybedersem, ya biri varsa gerçekten hayatında gibi şeyler geçmeye başladı beynimden. Zaten iş açısından batmış bir vaziyetteyim, bir de evliliğim gümbürtüye gidecek! Ve kesinlikle onu kaybetmek istemiyorum. Hemen toparlamaya çalıştım. “Gel seninle kaçamak yapalım” dedim Defne’ye, “Aramızdaki sorunları konuşalım, ben seni çok ihmal ettim...” Bir butik otele gittik, ilanı aşklar, güller, onu etkilemek için elimden geleni yapıyorum. Arada da “Kim bu adam ya” diye soruyorum. Hep şahane hikayeler yazıyor. İçimden “Avusturalya Konsolosluğu’ndan araştırayım şu adamı” diyorum, aklınca hedef şaşırtıyor. Sonra, “Benim Doha’ya konferansa gitmem gerekiyor” dedi. Adam çağırıyor... Tutturdum, “Ben de geleceğim” diye...

BEN BİR OTELDE O BAŞKA OTELDE O ADAMLA

Gittin mi?
- Evet. O hiç istemedi ama sonunda kabul etmek zorunda kaldı. Bana “Sen modern otel seversin, W’da kalalım” dedi. “Tamam” dedim ama konferans Sheraton’da. Meğer o esnada karım, frenleri iptal etmiş, yeni bir aşka yelken açmış. Adamla buluşacaklar. Ve sakın yanlış anlama. Benim itirazım neden bunu yaptı diye değil, her boku ben yapmış gibi duruyorum, buna bozuluyorum. Ben hem çapkın oldum, hem salak. Bir de işler iyice zıvanadan çıktı, 5 yıl hapsim istendi, ne yapmışım ya...

SÜSLENİP PÜSLENİP KONFERANSA DİYE O ADAMLA BULUŞUYOR

O adamın Avusturalya Konsolosluğu’nda çalışmadığını Doha’da mı öğrendin?
- Yok hayır, Doha’da hâlâ kek durumdayım. Sabah süslenip püslenip konferansa diye çıkıyor, meğer adamın Sheraton’daki odasına gidiyormuş. Aşıklar orada buluşurken, benim içim içimi yiyor, bir şey var ama anlayamıyorum. Artık üzerimde nasıl bir baskı kurmuşsa işim gücüm yok ama Sherton’a gidemiyorum. İki de bir arıyorum, telefonu çalıyor, açan yok, sonra açılıyor Defne “Ne oldu, neden arıyorsun?” diyor. Nedense Defne’nin sesi hep ekolu, meğer adamın odasındaki banyodan konuşuyormuş...

SEVGİLİSİ RUH İKİZİYİZ DEYİP İKNA ETMİŞ

E konferans?
- Bir iki kere belki katılmıştır. İşin içinde mesleki hırslar da var, adam başarılı bir televizyoncu, mutlaka “CNN’de çalışmana yardımcı olabilirim” filan demiştir. Defne çok hırslıdır. Ben de ona hep destek oldum. Bu, bir ekip işi. Ben kendi açımdan kabul ediyorum bu evlilikle nereden nereye geldiğimi ama benzer şeyler Defne için de geçerli. Ben o arada hala Avusturalya Konsolosluğu’nda çalıştığını zannettiğim rakibimle psikolojik savaş halindeyim. Aslına bakarsan o Richard kim neyin nesi hala bilmiyordum. Adam benim zannettiğim biri gibi de çıkmadı, bambaşka bir yerden girmiş: Yok efendim ikisi “ruh ikiz”i çıkmışlar, geçmiş hayatlarında birliktelermiş. Yani ne yaparsan yap, boşa kürek çekme durumu var. Bu arada Defne, Galll Sassoun’la olan biteni paylaşıyor.

Kiminle?
- Los Angeles’lı astrolog. Bizimki sürekli onunla telefonda. Madonna’nın da üye olduğu bir şey. Ben de gittim adama. Owo’ya geliyordu Defne orada tanıştı, ahbap oldu.

ASTROLOG "ALATURKA KOCA" DİYOR

Ne soruyor ona?
- Hayatını soruyor. “Eren’in sana altı ay izin vermesi lazım ama vermeyecek biliyorum” diyor. Çünkü alaturka bir herifmişim. O zamana kadar olan sevişmelerini affedebilirdim ama altı ay daha izin veremedim!

Peki sen Doha’da Defne’nin onunla buluştuğunu, onun odasına gittiğini, o adamın Richard Gizbert olduğunu nereden biliyorsun?
- Defne kendisi anlattı. Ben Doha’dan Dubai’ye geçtim, o da geldi. Ağlayarak ayrılmışlar. Zaten havaalanından bir saatte çıkamadı, herkes çıktı Defne yok. Adamla tuvalette telefonda konuşuyormuş.

Peki nasıl her şeyi itiraf etti?
- Votkanın gözünü seveyim! İki şişe votka içtik, birbirimize her şeyi anlattık. Seviştik de. Ama daha önce dedi ki, “Benden şüpheleniyorsun, al bak telefonumu hiçbir şey yok.” Verdi telefonu. Nasıl olduğunu bilmiyorum ama sildiğini zannetmiş fakat her şey içinde. Bütün mailler, SMS’ler. Karımın çeşitli fotoğraflarını görüyorum, kendi kendine çekmiş, hiç tanımadığım bir adama göndermiş. Beynimden vurulmuşa döndüm. “Bu ne ya?” dedim. Gerisi, çorap söküğü gibi geldi. Artık inkar edecek hali kalmadı. Zaten ben anlamalıydım, daha güzel olmaya çalışıyordu, memelerine falan bir şeyler yaptırıyordu, “Zaten güzelsin, kimin için daha güzel olmaya çalışıyorsun?” diyorum.

HEM BAŞKASINA AŞIK OL HEM ÜSTE PARA AL BÖYLE BİR ŞEY DÜNYANIN HİÇBİR YERİNDE YOK

Ne yaptın peki öğrenince?

- Bir kere 50 derece sıcak ve iki şişe votka içmişiz, yürüyecek halimiz kalmamış. Ne kadar detay varsa ilişkilerinde hepsini anlattı. Meğer adamın dedesi Büyükadalıymış, gelmeye kalkmış, bizimki otel ayarlamış, benden korkusundan gelmemiş...

O arada sen neler itiraf ettin?
- Ben de karıştırdığım haltları anlattım. “Ama duygusal bir şeyim olmadı” dedim. Benim itiraflarımda aşk yoktu. “Gel” dedim, “Tüm bunları doğuran sebepleri konuşalım, ailemizi yıkmayalım...”

Sen karının GYM’e gitmesini bile kıskanan adamsın, bu kadar sakin reaksiyon vermiş olamazsın...
- Valla öyle bir saplantım var. Evlenirken tek ricam, spor salonlarından ve özel hocalardan uzak durmasıydı. Biz de biraz bu işleri biliyoruz, temas memas derken başka şey işin içine. Karıma güvenmediğimden değil, karşı tarafın böyle bir heyecan duymasını istemem. Ama iş yemeği, gecelere kadar çalışmalar, kurslar, seminerler hiç itirazım olmadı.

Peki öğrendin de ne oldu?
- “Vayyy demek bunu da yaptın ha!” filan moduna hiç giremedim. Onu kaybetmek istemediğimi anladım.

O yüzden mi boşanmak istemedin...
- Evet. “Sen benim yediğim haltları unut, ben seninkini, devam edelim” dedim.

SEVGİLİYİ NASIL ARADI?

Senin bu arada, bu adamla bir diyaloğun oldu mu?
- Utanç verici ama oldu. Adamı arıyordum. Defne “Aramayacaksın!” dedikçe daha da sinirleniyordum. “Onu arama, senin o adamla bir meselen yok. Bu, bizim aramızdaki bir sorun” diyordu. Deliriyorum. Hızıma alamadım, adamın Defne’ye gönderdiği mailleri, karısına da yolladım. “Niye onların mutluluğun bozuyorsun?” gibi saçma sapan şeyler söyledi. Ulan, biz evimize yangın düşmüş, anamız ağlıyor, adam boş vakitlerinde karımla buluşuyor, adamı anlayışla karşılayacağım öyle mi?

Evet de, fena bir şey karısına filan mail atmak...
- Daha da fenası yaptım, bir arkadaşıma kadını arattım. Arkadaşımın İngilizcesi daha iyi, “Ben Eren. Eşinizin karımla ilişkisi var, bilginiz olsun. Benimle görüşmek isterseniz numaram bu” dedirttim. Aramadı kadın. Bunlardan gurur duymuyorum, hatta mahcubum ama ben de bu acıyı böyle yaşadım...

Defne ne diyor bütün bunlara...
- Mahkemede, “Richard benim aile dostum. Eren kıskançlık yapıyor. Benim özel maillerime girdi, o yüzden suçlu” dedi. Hapis kararı filan çıkartmaya çalıştı...

Bütün bunları intikam olsun diye mi anlatıyorsun?
- Hayır.

Ne peki? Para vermemek için mi?
- Param yok zaten. Beş kuruşum yok. Hem aşık ol, hem bırak, hem üste para al... Böyle bir şey dünyanın hiçbir yerinde yok...

NİYETİM BOZUK OLSA OTELE GİDERDİM

Ama senin vukuatların da sadece o paralı kadınlarla sınırlı değil, burada da bir kadınla görüntülendin...
- İyi hatırlattın onu da anlatayım. Bir akşam Defne’yi aradım, “Ben kızlarla eğleneceğim, gece gelir miyim onu da bilmiyorum” dedim. Hayatımda ilk defa küfrettim. Telefonu kapattım. Madem o kendini evli gibi hissetmiyor, ben de soluğu Lucca’da aldım, içim içimi yiyor, adam burada mı, buluşacaklar mı... Saat üçten sonra “Ben Scotch’a gideceğim, gelmek isteyen var mı?” dedim. Bu kız “Ben gelirim” dedi. Scotch’un önünde gazeteciler vardı, Pera Palas’ın karşısındaki Heaven’a gittik. Niyetim bozuk olsa otele giderim. Flaşlar patladı. Bu arada Defne neredeymiş? Avukatının evinde yemekte. Her şey beni kışkırtmak için tezgahlanmış, beni gaza getirecekler, sonra sokağa çıkacağım...

Hala geri istiyor musun karını?
- Yok hayır.

Artık onu da kendini rahat bırakacak mısın?
- Bıraktım. Uğraşmıyorum. Hiçbir şey yapmıyorum. Son üç aydır huzur veriyorum ona. O da mutlu, işinde başarılı olsun. Çocuklarımız var ama o benim eski karım artık. Karşılaşmamaya da özen gösteriyorum.

Ya antidepresan alacaktım ya alkole başlayacaktım. İkincisini tercih ettim. Yarın devam edecek...

Çok Okunanları

PrevNext
Diğer Siteler